Muğla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Muğla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2025 Salı

Muğla'da Suyun Ticarileştirilmesinin Boyutları (*)

İklim krizi bir gerçeklik, ancak bu kriz insanın doğayla kurduğu sömürü ilişkisinin bir sonucu. Krizin nedeni doğanın kendini yenilemesine izin vermeyecek şekilde talan edilmesidir. Küresel ısınma, biyolojik çeşitlilik kaybı, susuzluk doğaya zarar veren insan faaliyetlerinin bir sonucudur. Bugün susuzlukla baş edebilmek için önerilen yöntemlerden birisi olan susuz peyzaj konusunu konuşuyoruz. Elbette kaynakların kıtlaştığı koşullarda duruma uyum sağlamak için  her türlü tasarruf yöntemini konuşmak ve uygulamak zorundayız. Ancak yaşanan susuzluğu sanki doğadaki döngüsel değişimlerin doğal  sonucuymuş gibi ele alıp, yalnızca uyum sağlamaya yönelik bir takım teknik çözümlerle yetinmeye çalışırsak asıl sorunu  perdelemiş oluruz. Susuzluk sorununa dair bir durum tespiti yapacaksak öncelikle sorunun politik yönüne bakmamız gerekiyor.  Su yalnızca insanların değil tüm canlıların yaşamı için gereklidir. Yaşam hakkı olan su madencilik, sanayi, enerji, turizm gibi sektörlerin su havzalarını tahrip eden sermaye faaliyetlerinin bir girdisine dönüştürülerek metalaştırılıyor. İnsan da dahil doğadaki tüm canlılar ancak bu üretim faaliyetlerinden arta kalan suyla yaşamaya mahkum ediliyorlar. Yaşam hakkına el koyarak yürütülen bu faaliyetler aynı zamanda çok büyük bir adalet sorunudur.

Dünyada doğayı ve emeği metalaştırma sürecinin giderek daha pervasız bir hal almasına bağlı olarak  suya el konulması da her geçen gün yeni boyutlar kazanmaktadır. Ülkemiz ve Muğla bölgesi de bundan payını almaktadır. Bugün Muğla'nın birçok bölgesinde  suya el konulması nedeni ile yaşam hakkı olan suya erişim güçleşmektedir. Su, giderek yalnızca bedelini ödeyebilenlerin erişebildiği, yoksulların, hayvanların ve bitkilerin erişemediği bir metaya dönüşmektedir.

Muğla Su İnisiyatifi tüm canlıların yaşam hakkı olan suyun özgürleştirilmesi için mücadele etmek üzere politik bir perspektifle  bir yıl önce Muğla genelinde sivil toplum örgütleri ve yurttaşların biraraya gelmesi ile kurulmuştur. MSİ olarak içinde yer aldığımız mücadele süreçlerinden örnekler vererek suya el konulmasının örneklerini aktarmaya çalışacağım.

İlk olarak MSİ'nin kurulmasına vesile olan, Milas ve Yatağan bölgelerinin su havzalarında toplanan suyun DSİ tarafından Yatağan ve Yeniköy termik santrallerine tahsis edilmesi ile başlamak uygun olacaktır.  Eğer bu santrallere verilen su halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanılmış olsa bugün Bodrum ve Milas bölgesinde susuzluk sorunu yaşanmıyor olacaktı. Muğla bölgesindeki üç termik santral kırk yıldır doğayı, yaşam alanlarını,  havayı, suyu, toprağı zehirliyor. Köyler, ormanlar, zeytinlikler, tarım alanları yok ediliyor. Zehirli havayı solumak  zorunda bırakılan insanlar  solunum yolu hastalıkları ve kanser yüzünden ölüyorlar. Geyik Barajında tutulan içilebilir kalitedeki  14,5 Milyon ton suyun 9 Milyon tonu Yeniköy Termik Santraline soğutma suyu olarak tahsis edilmiştir, ancak artan miktarı Bodrum'a içme suyu olarak verilmektedir.  Yatağan bölgesindeki Dipsiz yeraltı suları da Yatağan termik santraline aynı amaçla tahsis edilmiştir. Akbelen'de Bodrum bölgesini besleyen su havzasının üzerindeki orman Yeniköy termik santraline kömür sağlamak için yok edilmiştir. Bodrum ve Milas bölgesinde yaşan susuzluk iklim krizine bağlanırken yaşam hakkı olan su yaşam düşmanı termik santrallere  tirbünlerini soğutsun diye tahsis edilebilmektedir.

1993 yılında henüz bu santraller özelleştirilmeden önce köylülerin açtığı dava sonucunda Aydın İdare Mahkemesi  Kemerköy, Yeniköy ve Yağan termik santralleri hakkında yaşam alanlarına zarar verdiği için kapatma kararı  vermiş, Danıştay kararı onaylamış ancak zamanın hükümeti Bakanlar Kurulu kararı ile mahkeme kararını tanımadığını ilan edebilmiştir. Bunun üzerine davacıların başvurduğu AIHM de 2005 yılında yerel mahkemelerin verdiği kapatma kararını onaylamıştır. Tüm bunlar ne yazık ki Anayasasında hukuk devleti yazan ülkemizde gerçekleşmektedir. Hükümet yetkilileri mahkeme kararlarını tanımadıklarını ilan edebilmekte ve bu hukuksuzluk yaklaşık 30 yıldır sonraki hükümetler tarafından sürdürülebilmektedir. MSİ üyesi yurttaşlar ve sivil toplum örgütleri olarak bir yıl önce bu hukuksuzluğa da dikkat çekerek yaşam hakkı olan suyun termik santrallere tahsisin iptalini talep ederek DSİ'ye dava açtık. Girişimlerimiz  sonucunda bu davaya MUSKİ de yurttaşların yanında müdahil olmuştur.

Su dağıtım yetkisini elinde bulunduran devlet kurumları, mahkeme kararını uygulayarak iklim değişikliğinin ve susuzluğun en önde gelen sorumlularından olan termik santralleri kapatmak, su tahsislerini iptal ederek yaşam hakkını halka ve tüm canlılara iade etmek yerine su üzerinden  yeni rant alanları oluşturmak için krizi fırsata dönüştürmek istemektedir.  Maden, sanayi, enerji ve turizm  şirketleri tarafından su havzalarına el konulması, kirletilmesi, yok edilmesi  yüzünden  su varlıkları hızla azalırken, temiz suya erişim gittikçe zorlaşmakta ve pahalanmaktadır. Muğla bölgesinde  su havzalarını besleyen, koruyan ormanların %59'u için maden ruhsatı verilmiştir. Daha kıymetli hale gelen suyun tedariki için deniz suyunu tuzdan arındırmak,  yeraltı sularını tamamen tüketecek düzeyde daha fazla kuyu  açmak ya da başka havzalardan borularla su taşımak gibi projeler çözüm olarak sunulmaktadır. Kamu yararınaymış gibi sunulan tüm bu projeler, aslında ekosistemlere geri dönüşü olmayan yeni zararlar verecek, suyu daha fazla metalaştıracak geçici çözümlerdir. Bu projelerin işletmecileri zengin olurken halk daha fazla fatura ödeyecektir. Örneğin Bodrum bölgesinin su sorununu çözmek adına gündeme getirilen desalinasyon veya Sandras'tan Bodrum'a su taşıma projeleri tam da bu tür projelerdir. 

Termik santrallerin ve onlara kömür sağlayan maden ocaklarının yaşam hakkı olan suyu yok etmesine, su havzalarını kirletmesine yargı kararına rağmen göz yummaya devam edilirken gelecekte bölge halkı suya erişmek için çok daha yüklü bedeller ödeyecek ve ekosistemler, biyolojik çeşitlilik daha hızlı yok olacak, iklim krizi daha da hızlanarak devam edecektir.  Ne yazık ki susuz peyzaj uygulamaları da susuzluk sorununa çare olmayacaktır. 

Mahkeme kararları uygulanarak termik santraller kapatılırken santrallerde ve kömür ocaklarında çalışanlara yaşam dostu iş imkanları sağlayan bir adil geçiş süreci bir an önce başlatılmalıdır. Ne yazık ki bu hukuksuzlukla mücadele etmek yalnızca halkın, sivil toplum örgütlerinin sırtına yüklenmiştir. Politikacıların, yerel yöneticilerin  kömürlü termik santrallerden çıkış konusunda hiçbir somut adım attığını göremiyoruz. 

Milas, Karacahisar-Suçıkan mevkiinde Yeniköy termik santraline kömür sağlamak için açılan maden ocaklarını su basmasın diye derin sondajlar yapılarak yerüstü sularının derinlere gönderilmesi sonucunda Hamzabey Deresi kurutulmuş, derenin yaşam verdiği 9 tane köyün suyu kömür için yok edilmiştir.  Suçıkan'da artık su çıkmıyor.

Muğla bölgesinin en önemli su havzalarından olan ve Dalyan-Köyceğiz ÖÇK Bölgesini besleyen Sandras Dağı'nın yeraltı ve yerüstü suları gittikçe artan bir ticari kuşatma altına girmektedir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının hızla verdiği 'çed olumlu' kararları sonucunda Sandıras Dağı'nın su havzalarını koruyan ormanlar büyük bir tehdit altına girmiştir. Bir yandan su havzaları açılan maden ocakları tarafından hızla  yok edilirken, giderek daha kıymetli hale gelen yeraltı suları şişelenerek satılmak üzere Valilik tarafından ihaleyle kiraya verilebilmektedir. Evlerimizde içilebilir kalitede suyun ücretsiz sağlanması yerine yeraltı suları şirketlere kiralanarak halk içilebilir suyu pet şişelerde satın almaya zorlanmaktadır. 

Tarım amaçlı sulama için  yapılan Akköprü Barajı özelleştirilmek istenmekte, Balcılar'da Namnam çayı üzerinde ormanları ve su havzasını tahrip edecek bir baraj planlanmakta, Dalaman-Kapıkargın sulak alanı Turizm Bölgesi ilan edilmekte, Bodrum ve Milas Bölgelerinde golf sahaları gibi aşırı su tüketen turizm tesisleri ve imar düzenlemeleri yapılmakta, Fethiye-Söğütlü'de köylülerin tarımsal sulamada kullandıkları suya el konularak bir HES şirketine tahsis edilmekte, Marmaris-Kızılbük'te Milli Park alanı içerisinde doğal yaşam yok edilerek, deniz doldurularak otel yapılabilmekte, Gökova Öçkb içerisindeki sulak alanı üzerinde Millet Bahçesi planlanabilmektedir. Milas - Güllük'te özelleştirilen kanalizasyon hizmetleri nedeni ile  halk atık su için fahiş fiyatlar ödemek zorunda bırakılmaktadır.

Örnekler çoğaltılabilir. Bu uygulamlar gelecek kuşakların ve tüm canlıların yaşam hakkı olan suya el koymakta, yok etmekte, gittikçe azalan temiz suyu daha fazla rant elde etmenin aracına dönüştürmekte, halkının talepleri, uyarıları, itirazları dikkate alınmamaktadır.

Muğla Su İnisiyatifi olarak 'Su yaşam hakkıdır, ticarileştirilemez' diyoruz ve tüm Muğla halkını bu konuda politik olmaya, yaşam hakkını birlikte daha güçlü savunmaya davet ediyoruz. 


* Bu sunum Muğla Su İnisiyatifi adına Serdar Denktaş tarafından 13 Ocak 2025 tarihinde Muğla Serbest Mimarlar Derneği ve Muğla BŞB tarafından düzenlenen İklim Değişikliği Bağlamında Susuz Peyzaj Çalıştayı'nda yapılmıştır.

15 Mayıs 2024 Çarşamba

Desalinasyon projeleri çözüm değildir, Çare adaletsiz su yönetimine son vermektir

Tüm dünyada iklim değişikliğinin etkisiyle hava sıcaklıkları artmakta ve kuraklık önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Muğla ilinde de özellikle Bodrum ilçemizde yaz aylarında susuzluk büyük boyutlara ulaşmaya başlamıştır. Son zamanlarda susuzluğa çözüm olarak deniz suyundan desalinasyon ile içme suyu elde edilmesine yönelik planlamalar yapıldığı açıklanmaktadır. Muğla Su İnisiyatifi olarak bu yaklaşımı doğru bulmuyor, ekolojik dengeyi bozan faaliyetler sonucu yaşadığımız bu sorunu yine ekolojik dengeyi bozacak, deniz kirliliğine, deniz canlılarının yok olmasına yol açacak bir yöntemle çözmeye çalışmanın daha fazla sorunlara yol açacağını düşünüyoruz.

Desalinasyon yöntemi dünyada özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve İsrail gibi suya erişim sorunu yaşayan, ekonomik düzeyi yüksek ülkelerde kullanılmaktadır. Ancak hem çok pahalı, hem çok enerji ihtiyacı doğuran, hem de deniz ekosistemine zararlı bir yöntemdir. Tuzdan arındırma çok fazla enerji gerektirir. Desalinasyon yönteminde; reverse ozmos (ters tuz basıncı) uygulanarak membran sistemi ile tuzlu suyun içindeki tuz alınmaktadır. Sistem maliyeti enerji maliyetine, membran teknolojisine bağlı kalmaya devam ettiği sürece, bu teknolojiler kendilerine en çok ihtiyaç duyan gelişmekte olan ülkeler için uygun yöntemler olamaz. Sonuç olarak halkın içme suyuna erişimi de daha pahalı olacaktır. 

Tuzdan arındırmanın enerji yoğunluğu yanında geride bıraktığı tuz yoğun akışkan da ayrı bir sorundur. Bu teknikle arındırılan su alınan suyun en fazla %60 ı kadardır, Denizden büyük miktarlarda su alarak ters ozmos ve ultra filtrasyon yöntemleri ile birlikte tuzsuzlaştırma işlemi hem denizden su alırken, hem de denize tuzla yoğunlaşmış konsantre akışkanı deşarj ederken deniz ekosistemindeki varlıklar için geri dönüşsüz zararlar verecektir. Deşarj edilecek olan tuz yoğun akışkan toksik etkisini hızla göstererek deniz yaşamında biyo-çeşitliliği olumsuz etkileyecek, balık popülasyonu hızla azalacak, deniz giderek kirlenecek, çölleşecek, çeşitli canlı türlerinin yaşaması daha da imkansızlaşacaktır. Sonuçları itibarı ile desalinasyon tesisleri, 1976 Barselona Sözleşmesi gibi Akdeniz’in korunması amaçlı birçok uluslararası sözleşmeye de aykırıdır. Desalinasyon projelerini iptal eden mahkeme kararları ve bilirkişi raporları da bu yöndedir. En son Datça ve Bozburun’da yapılması planlanan desalinasyon tesislerinin ÇED gerekli değildir kararı da bilirkişi raporlarına dayanılarak iptal edilmiştir. 

Yine son zamanlarda suyu daha az tuzlu olduğu için desalinasyonun daha az maliyetli olacağı söylenerek gündeme getirilen Ekinanbarı suyu için de aynı endişeleri taşıdığımızı bildirmek isteriz. Bu projenin Geyik Barajı’nın kamulaştırılmasından 4 kat daha fazla maliyetli olacağı MUSKİ tarafından da açıklanmıştır.

Su sıkıntısı yaşanan yerlerde, bu teknolojiyi uygulamayı düşünmeden önce atılması gereken birçok adım vardır: Öncelikle yaşam için vazgeçilmez olan suyun kirletilmesinin ve gereksiz sarfiyatının önüne geçilmesi şarttır. Denize atılan atık suyun yeniden kazanılması, suyun doğru ve ihtiyatlı kullanımı, su tüketimini teşvik eden yapılaşma faaliyetlerinin sonlandırılması, tarımda aşırı su kullanımının önlenmesi, şebekedeki kayıp ve kaçakların azaltılması, yağmur hasadı işlemlerinin planlı ve etkin uygulanması, bölgede her gün neredeyse bir milyon insanın ihtiyacı kadar su kullanan –Muğla’nın nüfusu bir milyon civarındadır- ancak enerji üretimine katkısı sadece %2 olan, ömrünü çoktan doldurmuş 40 yıllık termik santrallerin kapatılması gibi önlemlerin öncelikle hayata geçirilmesi gereklidir. Oysa ki Muğla’da tam tersi uygulamalar yapılmaktadır. Dalaman’daki Hilton Otel’in Golf Tesisi Projesi bunllardan biridir. Yüzlerce ağacın kesileceği proje sonucunda oluşan çim sahanın sulanması için de milyonlarca metreküp su kullanılması gerekecektir. Bir başka örnek ise, nüfus yoğunluğu nedeniyle büyük sorunlar yaşayan Bodrum ‘da hala yüksek kapasiteli yeni otel projelerinin hayata geçirilmeye çalışılmasıdır. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Bodrum’un en bakir yerlerinden ve çoğu orman olan Kızılağaç’ta 3.575 yatak kapasiteli 7 otel için yatırımcılara arazi tahsis edileceğini ilan etmiştir. Bırakın orman alanlarının katledilecek olmasını, bu otellere nereden su sağlamayı düşünüyorlar? Yoksa termik santraller gibi oteller de mi su arzında halktan öncelikli olacak! Suya erişimin bu kadar zorlaştığı koşullarda bu uygulamaların hangi akla hizmet ettiğini anlamakta zorluk çekiyoruz.

Sonuç olarak, denizden su elde etmeyi planlamadan önce bölgede hali hazırda suya ihtiyaç duyulan tüm süreçlerin tartışılması, suyun yaşam için vazgeçilmez olduğunun kabul edilmesi, bölgemizde su gereksiniminin doğru hesaplanması ve gerekli önlemlerin alınması öncelikli olmalıdır. 

Demokratik kitle örgütleri; emek, ekoloji, meslek örgütleri ve yöre halkı ile birlikte, suyun ve ekosistemlerin korunması esas alınarak su sorununun çözümü tartışılmalı, çözümler aranmalı ve su sorununun çözüm yolları doğru saptanmalıdır.

Su varlıkları ve deniz ekosistemi ise mutlaka korunmalıdır. 

Kamuoyuna Saygılarımızla

Muğla Su İnisiyatifi


19 Şubat 2024 Pazartesi

İliç Katliamının Sorumlularından Hesap Soruyoruz!

Geçen hafta yaşanan İliç Altın Madeni faciası sonrasında Muğla Su İnisiyatifi'nin çağrısı üzerine bugün Muğla'nın farklı ilçelerinden gelen yurttaşlar Muğla'ya Adliyesi'nde buluşarak felaketin sorumluları hakkında birlikte suç duyurusunda bulundular. 

Muğla Adliyesi önünde yapılan basın açıklaması Muğla Su İnisiyatifi Eş Sözcüsü Serdar Denktaş tarafından  okundu. Bu felakete yol verenlerin ağır bir insanlık ve ekokırım suçu işlediği ifade edilerek ülke genelinde yurttaşların buna sessiz  kalmamaları ve bulundukları bölgelerdeki savcılıklara suç duyurusunda bulunmaları çağrısı yapıldı. Açıklamanın okunmasının ardından yurttaşlar savcılığa suç duyurusu dilekçelerini verdiler. 

Basın açıklamasının metni aşağıdadır:

İliç Katliamının Sorumlularından Hesap Soruyoruz!

Erzincan, İliç,  Çöpler altın madeninde yaşanan facia ile hem bir iş cinayeti hem de ekokırım suçu işlenmiştir. Sorumluları hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz.

Başta İliç köylüleri olmak üzere çevre örgütlerinin, bilim insanlarının ve hukukçuların tüm girişim, uyarı ve raporlarına rağmen  aşırı para kazanma hırsı ile bu suçlar işlenmiştir.  Doğanın ve insanların yaşamını yok etmeyi göze alanlar,  resmi rakamlara göre dokuz,  ama gerçek sayılarını bilemediğimiz sayıda insanın atık yığınları altında kalmasına sebep olmuştur. 

Yaşanan vahim olayın yok ettiği yaşamların yanında, Fırat’a ve yeraltı sularına, ekolojik varlıklara verdiği zarar da ortadadır. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın felaket yaşandıktan sonra aldığı lisans ve çevre izni iptali kararı da işlenen suçun artık üstünün örtülemediğini ve sorumlu kurumun da kendisi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ancak yapılan tüm uyarıları dikkate almayıp faaliyete izin vererek insanların ve doğanın katledilmesinden sonra verilen  bu karar işlenen suçun üstünü örtemez, hafifletemez.

İliç'te yaşan bu felaketin önde gelen sorumluları, doğayı rant alanı olarak gören anlayışla hareket eden ve gözü kapalı 'ÇED Gerekli Değil' kararları veren devlet görevlileridir. Bu kez insan yaşamına da mal olan bu çok büyük doğa katliamının benzerleri ülke genelinde birçok yerde yaşanmaktadır. En yakın örnekler yüzölçümünün yüzde 65'i için maden ruhsatı verilen kendi bölgemiz Muğla'da yaşanmaktadır.  Ormanları, kıyıları, sulak alanları, zeytinlikleri, tarım alanlarını, köylülerin yaşam alanlarını yok etmesi pahasına verilen maden,  enerji, beton, turizm işletme ruhsatları ile her yanımız adeta yangın yerine dönüştürümektedir. Akbelen'e, Milas'a, Deştin'e, Gökova'ya, Ula'ya, Marmaris'e, Datça'ya, Bodrum'a, Fethiye'ye, Köyceğiz'e, Dalaman'a, Ortaca'ya, Yatağan'a baktığımızda her yerde aynı talancı, ekokırım suç makinesinin işlediğini görmekteyiz.

İliç katliamının sorumluları derhal görevden el çektirilmeli ve soruşturmalar hızla yürütülerek sorumlular cezalandırılmalıdır. Anagold'un çevre izninin ve lisansının iptali yeterli değildir, MAPEG tarafından ruhsatının da iptal edilmesi gerekir. Suçluluk bilinci ile TBMM'den geri çekilen, bu  felaketlerin katlanarak artmasına yol açacak olan Maden Kanunu değişikliği tasarısı tamamen iptal edilmelidir. Doğayı ve emeği sömürerek ekolojik ve insani yıkım getiren kalkınma politikaları derhal terk edilmeli;  tüm madencilik, enerji, orman, sanayi, ulaşım ve turizm sektörleri doğayla uyumlu  hale getirilmelidir.

Basına ve Kamuoyuna saygıyla duyururuz,

Muğla Su İnisiyatifi



8 Kasım 2023 Çarşamba

Su Yaşamdır, Kömürlü Termik Santral Ölüm!

Sivil Toplum Örgütlerinin Muğla DSİ Önünde Yaptıkları Basın Açıklaması


Yargı kararının uygulanarak Muğla'daki üç termik santralin kapatılmasını talep eden Muğla Adalet Kervanı tamamlandı. Tozlanmış dosyalar arasında 30 yıldan beri beklemeye devam eden mahkeme kararının uygulanması, kömürlü termik santrallerin derhal kapatılması ve Muğlalılara ödettiği ağır bedellerin son bulması için Muğlalılar yollara döküldü, çığlık çığlık adalet talep etti. Kimden talep ettik? Anayasasında hukuk devleti yazan ülkemiz yöneticilerinden. 

Muğla Adalet Kervanı yoldayken Bodrum'a hayat veren baraj sularının bitmesi nedeni ile Bodrum'un susuz kaldığı haberi geldi. İklim krizinin ağır sonuçlarını yaşıyoruz ve su fakiri bir ülke olma yolunda ilerlediğimiz gerçeği ile yüzleşiyoruz. Ancak Muğlalılar çok iyi biliyorlar ki yaşamakta oldukları susuzluk doğal değil. Günlük hayatlarımızı sürdürülmez hale getiren susuzluk, yetkililerin on yıllardır adaleti geciktirmesi sonucu Muğlalılara ödetilen ağır bedellerin sadece bir boyutu. Üstelik su kıtlığı herkesin bildiği sır olarak varlığını sürdürüyordu. Doğal yaşam kaynaklarımızın enerji ve maden şirketleri tarafından hunharca sömürülmesi devam ederse susuzluğun kaçınılmaz olduğu bilim insanları tarafından söylendi durdu. Ne bakanlıklar, ne valiler, ne halkın seçtiği yerel yöneticiler ne de milletvekilleri bu devasa yaşamsal sorunu dert etmediler. Zira onların derdi müştereklerimiz olan bu zenginliklere, yani sömürülen toprağa, suya, yaşam alanlarına 'yerli ve milli servet' diyerek bir avuç sermaye sahibine çitletmekti. 

Yaşanan su krizinin gerçeklerini bugün, bir kez de suyun yönetiminde sorumlu kurumlar olan DSİ ve MUSKİ'nin önünden kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz. Aslında kendilerinin de gayet iyi bildikleri gerçekleri ortaya koyarken, bu kurumların yetkilerini şirketlerin çıkarlarından yana değil, halktan yana, kamu yararını öne alarak kullanmaya davet ediyoruz. 

Kapatma kararı uygulanmadığı için çalışmasına izin verilen, çevresine ölüm ve zulümden başka bir şey getirmeyen termik santrallere türbinlerini soğutmak üzere içme suyunu kullandırtmasalar, insanların su ihtiyacı karşılanıp bölgede asla su sıkıntısı çekilmeyebilirdi. Termiklere bedava verilen içme suyu, halkın kullanımında “su hayattır” sözünün tam karşılığını bulabilirdi. 

Bodrum’un yıllık su ihtiyacı 44,42 milyon metreküp olarak öngörülmüş, bu ihtiyacın yalnızca 28,14 milyon metreküpü mevcut kaynaklardan DSİ tarafından, MUSKİ Genel Müdürlüğü aracılığıyla sağlanabilmektedir. Dolayısıyla Bodrum yarımadasının su ihtiyacında 16 milyon metreküp hacminde bir açık vardır. Halkın su kullanım ihtiyacı karşılanamazken Yatağan Termik Santrali’nin bir yılda kullandığı soğutma suyunun miktarı 19 milyon metreküptür ve bu su tahsisi Lagina kaynağından temin edilmektedir. Yeniköy Termik Santralinin Kullandığı su miktarı ise 14,5 milyon metreküptür. Santrale tahsis edilen suyun 9,5 milyon m3’ü Geyik Barajı’ndan, geri kalan 5 milyon m3’ü ise Milas Dereköy yeraltı suyu varlıklarından alınmaktadır. Yani iki termik santral, toplam 33,5 milyon m3 içilebilir kalitede su kullanmaktadır. Yani susuzluğa mahkum edilen Bodrum'un ihtiyacı olan su miktarının iki katından fazlasını bu iki santral tüketmektedir. Hem de ne için? Yargının verdiği kapatma kararına rağmen doğaya, insana ölüm saçan termik santraller faaliyetlerine devam etsinler diye! 

Su Tahsisleri Hakkındaki Yönetmeliğin 7. Maddesi suyun kullanımında öncelik sıralaması yapmakta ve halkın içme ve kullanma suyu ihtiyacını birinci, enerji üretimi ve sınai su ihtiyaçlarını ise dördüncü sıraya koymaktadır. Yani yasa açık bir şekilde yurttaşların su ihtiyacının öncelikle karşılanması gerektiğini söylerken DSİ uymak zorunda olduğu kendi yönetmeliğini hiçe saymaktadır.

Aklı, vicdanı olan herkesin isyan ettiği bu gerçekler ortada iken devletin kurumları ne kapatma kararını uygulamayı düşünebilmekte ne de halkın öncelikli su hakkını dert etmektedir. Onlar yeni kuyular açmaktan, denizden tatlı su elde etmek gibi çılgın projelerden söz etmektedirler. Şaşı bakıp şaşırtabileceklerini düşünmektedirler. Ama gerçeklerin üzerini örtmeye güçleri yetmez. Zira termik santrallerin ve onlara kömür sağlayan maden ocaklarının neden olduğu vahşi doğa ve insan sömürüsü gözlerimizin önünde gerçekleşiyor. Bölge halkı ölüm çukurlarının dibinde her gün hasta oluyor, her gün ölüyor, her gün daha fazla susuzluk çekiyor. Devletin kurumları kamu yararını unutmuşlar, hukuku 1 unutmuşlar, sanki tek görevleri kamu kaynaklarını termik santrallerin patronlarına aktarmakmış gibi davranıyorlar. 

Bizler, Bodrumlu, Milaslı, Muğlalı yurttaşlar, sivil toplum örgütleri olarak tüm yetkililere sesleniyoruz: Artık bu akıl tutulmasından, bu hukuksuzluktan vazgeçin! Sizlerin görevi yargı kararlarını uygulamak, yasalara, yönetmeliklere uymak, görevlerinizi yaparken kamu yararını ve adaleti gözetmektir. Derhal yargı kararını uygulayın ve termik santrallerin kapatılmasını sağlayın; onlara kömür sağlamak için verilmiş maden ruhsatlarını, su tahsislerini iptal edin. Termik santraller kapatılırken o santrallerin patronlarına aktarılan kamu kaynaklarını santrallerde ve kömür ocaklarında çalışan emekçilerin sağlıklı koşullarda çalışabilecekleri iş imkanları yaratmak için harcayın. 

Kamuoyuna ve Basına Saygılarımızla,  08.11.2023 

1 2017 Bodrum Yurttaş İnisiyatifi 

2 Akdeniz Yeşilleri Derneği 

3 Akyaka Kültür ve Sanat Derneği (AKS) 

4 Akyarlar Siteler Birliği Platformu 

5 BES Muğla Şubesi (Büro Emekçileri Sendikası) 

6 Bodav -Bodrum Eğitim ve Dayanışma Vakfı 

7 Bodrum Alevi Bektaşi Kültür Derneği 

8 Bodrum Çevre Platformu 

9 Bodrum Filarmoni Derneği 

10 Bodrum Kadın Dayanışma Derneği 

11 Bodrum Kent Konseyi 

12 Bodrum ODTÜ Mezunları Derneği 

13 Bodrum Savunması 

14 Bodrum Tohum Derneği 

15 Bodrum Yarımadası Kültür ve Çevresini Koruma Derneği 

16 Büyük Menderes İnisiyatifi'ni (BMİ) 

17 CHP Bodrum İlçe Örgütü 

18 Datça Demokrasi Platformu 

19 Datça Kent Konseyi 

20 Datça Turizm ve Çevre Derneği (DAÇEV) 

21 Deştin Çevre Platformu 

22 Dev-Yapı-İş Muğla Temsilciliği 

23 Eğitim-İş Muğla İl Örgütü 

24 Eğitim-Sen Bodrum Temsilciliği 

25 Eğitim-Sen Datça Temsilciliği 

26 EĞİTİMSEN Muğla Şubesi (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası) 

27 Emek Benim Kadın Derneği 

28 Emek Partisi Muğla İl Örgütü 

29 Fethiye Ekolojik Yaşam Derneği 

30 Gökova Akyaka'yı Sevenler Derneği (G.A.S-Der) 

31 Gökova Ekolojik Yaşam Derneği 

32 Güllük Körfezi Koruma Platformu 

33 Gümüşlük Çevre ve Sanat Derneği 

34 Gümüşlük Forum 

35 Hacıbektaşi Veli Anadolu Ķültür Vakfı Datça Cemevi 

36 HDK Muğla İl Meclisi 

37 DEM Parti Muğla İl ve İlçe Örgütleri 

 38 İkizköy Çevre Komitesi 

39 Karya Kadın Derneği 

40 KESK Muğla Şubeler Platformu 

41 Mandalya Çevre Platformu 

42 Marmaris Ekolojik Mücadele Komitesi 

43 Marmaris Ekolojik Tarımsal Kalkınma Kooperatifi 

44 Marmaris Filarmoni Derneği 

45 Marmaris Kent Konseyi 

46 Menteşe Kent Konseyi 

47 Milas 78'liler 

48 Milas Kent Konseyi 

49 Milas Yurttaş İnisiyatifi 

50 Muğla Barosu 

51 Muğla Çevre Platformu 

52 Muğla Kadın Dayanışma ve Danışma Derneği 

53 Muğla Tabip Odası 

54 Muğla’da Alternatif Yaşam Atölyeleri-MAYA 

55 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Muğla Şubesi 

56 Sandras'ı Koruma Platformu 

57 SES Muğla Şubesi (Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası) 

58 Slow Food Gökova Birliği 

59 Slow Food Yaveş Gari Bodrum 

60 Sol Parti Bodrum İlçe Örgütü 

61 Sol Parti Datça İlçe Örgütü 

62 Sol Parti Milas İlçe Örgütü 

63 Sol Parti Muğla İl Örgütü 

64 Şezlongsuz Datça İnisiyatifi 

65 TARIM ORKAM SEN Muğla Şubesi (Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası) 

66 TİP Muğla İl Örgütü 

67 TÜM BEL SEN Muğla Şubesi (Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası) 68 Türkiye Ormancılar Derneği (TOD) 

69 Türkiye Ormancılar Derneği Muğla Şubesi 

70 Türkiye Tanıtım Araştırma Demokrasi ve Laik Oluşum Vakfı (TÜLOV) Bodrum Temsilciliği 

71 Yeşil Sol Parti Muğla İl Örgütü

BARGİLYA SULAK ALANI’NA DOLGU YAPILAMAZ! DOĞA TAHRİBATINA DERHAL SON VERİLSİN

  Kamuoyuna ve ilgili tüm kurumlara çağrımızdır: Bargilya Sulak Alanı’ndaki dolgu faaliyetleri derhal durdurulmalıdır! Muğla’nın Milas ilçes...