desalinasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
desalinasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2026 Salı

Basın Açıklaması: Ekinambarı Desalinasyon Projesine Karşıyız!

Muğla Büyükşehir Belediyesi ve MUSKİ tarafından bir müjde gibi duyurulan, Milas Ekinambarı’nda 3 milyar TL maliyetle projelendirilen, Bodrum’a 20 milyon m3 su sağlayacağı açıklanan desalinasyon tesisine karşı kamuoyunu bilgilendirmek ve itirazlarımızı paylaşmak amacıyla buradayız. Diğer taraftan Turgutreis’te yılda 19.902.720 m3 deniz suyu arıtma tesisi kurulumu planlandığı bilinmektedir.

Son günlerde manşetleri süsleyen haberlere göre, Bodrum ve Milas’ın yıllardır süren su derdine "neşter" vuruldu: CHP’li Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın girişimiyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un onayı alındı. Ekinambarı’nda kurulacak 3 milyar TL’lik desalinasyon tesisi, ters ozmoz teknolojisiyle deniz suyunu içilebilir hale getirerek bölgeyi "susuzluk kâbusundan" kurtaracakmış.

Oysa Bodrum ve Milas'ın su sorununa "kalıcı çözüm" olarak sunulan bu proje, Güllük Dalyanı gibi hassas bir ekosistemin yanı başında yer alıyor. Ters ozmoz teknolojisiyle deniz suyunu arıtacak tesis, ekolojik dengeyi kalıcı olarak bozacak, yüksek enerji tüketimiyle iklim krizini derinleştirecek ve suyu metalaştırarak yaşamsal bir haktan ticari bir ürüne dönüştürecektir.

Neden Desalinasyon "Son Çare" Olmalı?

Desalinasyon tesisleri, dünyada genellikle su yönetiminde tüm diğer seçenekler tüketildikten sonra, bir “son çare” olarak gündeme gelir. Bizde ise su yoksunluğuna yol açan esas nedenlere dokunmadan, en pahalı, en çok enerji tüketen, en çok atık üreten yönteme hızla sarılıyoruz.

Bu tip projeler, bir kaç temel nedenle sorunlu:

Suyu bir “meta”ya dönüştürür, kamusal bir hak olmaktan uzaklaştırır.

Asıl sorun olan yanlış su kullanımı, kayıp/kaçak, kirlenme ve plansız büyümenin üzerini örter.

Enerji yoğun oldukları için iklim krizini derinleştirir; iklim krizi ise yine su krizini büyütür

Kurulduğu hassas kıyı ekosistemlerine (deniz canlıları, lagünler, deltalar vb.) ciddi zarar verir.

Yani bu tür yatırımlar, sorunu kaynağında çözmek yerine, geçici ve pahalı “pansumanlar” sunar. Üstelik bu pansumanların yan etkisi kalıcıdır: Giden ekosistem geri gelmez.

Milas Ekinambarı’nda yapılmak istenen bu tesise karşıyız! Çünkü:

Su varlıklarını tüketen, havayı kirleten, 1996 yılında mahkemelerce kapatılmasına karar verilen termik santrallerin kapatılması için yeterli mücadelenin verilmediği ortadadır. Termik santraller kapatıldığında Geyik Barajından kullandıkları 9.5 milyon ton su ile Dereköy kuyularından çektikleri 5 milyon ton su insani kullanıma tahsis edilecektir. Geçen hafta yayınlanan acele kamulaştırma kararı ile, yasadışı faaliyetine izin verilen Yeniköy termik santraline kömür sağlamak için 6 köy daha haritadan silinecektir. Muğla Bölgesi halkı tüm bu saldırılara karşı adeta yaşam mücadelesi verirken hukuksuzlukları meşrulaştıracak ve yeni ekolojik yıkımlar getirecek olan bu projeye taraf olunamaz. 

Havza için bir su bütçesi yapılması ve kullanımın/tahsisin bu bütçeyle takibi ve fiyatlandırılması, yağmur suyu hasadı, tarımda vahşi sulamanın önlenmesi, isale hatlarındaki kayıp/kaçakların giderilmesi (MUSKİ kendisi bu kaybın%42 olduğunu söylüyor) önceliklenmeden, bu adımlar atılıp sonuçları değerlendirilmeden her yapılan "yatırım" geri dönüşü olmayan bir kayıp anlamına gelecektir.

Su yoksunluğunun kök nedenleri (kayıp/kaçak %42, termik santrallerin su tüketimi, vahşi sulama) çözülmeden bu proje geçici bir pansuman olacaktır.

Yapım maliyetinin yüksekliğini gözardı etsek dahi, 1 m3 deniz suyu arıtma maliyetinin yaklaşık 1$ olması nedeniyle, yılda arıtılarak Bodrum’a verileceği söylenen 20 milyon m3 suyun maliyetinin yine vatandaşın üstleneceği çok açık. Ayrıca bu şekilde arıtılacak su için 4-5Kw/m3 enerji ihtiyacı da olduğu düşünüldüğünde maliyet çok daha büyük olmaktadır. Bu şekilde bir enerji ihtiyacı da ya orman ve tarım arazilerine yapılan RES ve GES’ler ya da kapatılmaları gerekirken hala açık tutulan termik santraller için çıkarılacak kömür nedeniyle iklim krizini beslemeye yarayacaktır.

Gözönüne alınmayan, bu haberlerin hiçbir yerinde değinilmeyen önemli konulardan biri, arıtma sonucu ortaya çıkan Brine (tuzlu atık) deşarjı, deniz canlılarını öldürür. Güllük Dalyanı’nın lagünleri, balıkçıl kolonileri zaten yapılaşma ve liman baskısı altındayken, bu tesis bu kırılgan ekosisteme son darbeyi vuracaktır.

Suyun müşterek olduğundan hareketle, bu türden metalaştırma / ticarileştirme projelerini reddediyoruz. Su yoksunluğuna yol açan temel nedenler tespit edilmeden ve bu konuda yapılması gerekenler yapılmadan “su yok” “kuraklık kapıda” gerekçeleriyle rıza devşirilmektedir. Hayat kaynağı suyun bu şekilde meta haline gelmesine, yaşamdan koparılmasına rızamız yoktur 


Talep ve Çağrımız:

Havza su bütçesi yapılsın, kayıp/kaçaklar giderilsin.

Termik santraller mahkeme kararlarına göre kapatılsın.

Yaşam alanlarına zarar verecek bu  yatırımın kamu yararına olduğu söylenemez. Ekosistemleri tahrip edecek bir proje ÇŞİD Bakanlığının verdiği Olur'a karşı Muğla Büyükşehir Belediyesi idari dava açmak yerine adeta sevinçle karşılamıştır. Muğla BŞB'yi kararını gözden geçirerek yaşamdan ve halktan yana tavır almaya davet ediyoruz.

Vatandaşları su politikalarını sorgulamaya ve suyun ticarleştirilmesine rıza göstermemeye davet ediyoruz.

12/01/2026














15 Mayıs 2024 Çarşamba

Desalinasyon projeleri çözüm değildir, Çare adaletsiz su yönetimine son vermektir

Tüm dünyada iklim değişikliğinin etkisiyle hava sıcaklıkları artmakta ve kuraklık önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Muğla ilinde de özellikle Bodrum ilçemizde yaz aylarında susuzluk büyük boyutlara ulaşmaya başlamıştır. Son zamanlarda susuzluğa çözüm olarak deniz suyundan desalinasyon ile içme suyu elde edilmesine yönelik planlamalar yapıldığı açıklanmaktadır. Muğla Su İnisiyatifi olarak bu yaklaşımı doğru bulmuyor, ekolojik dengeyi bozan faaliyetler sonucu yaşadığımız bu sorunu yine ekolojik dengeyi bozacak, deniz kirliliğine, deniz canlılarının yok olmasına yol açacak bir yöntemle çözmeye çalışmanın daha fazla sorunlara yol açacağını düşünüyoruz.

Desalinasyon yöntemi dünyada özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve İsrail gibi suya erişim sorunu yaşayan, ekonomik düzeyi yüksek ülkelerde kullanılmaktadır. Ancak hem çok pahalı, hem çok enerji ihtiyacı doğuran, hem de deniz ekosistemine zararlı bir yöntemdir. Tuzdan arındırma çok fazla enerji gerektirir. Desalinasyon yönteminde; reverse ozmos (ters tuz basıncı) uygulanarak membran sistemi ile tuzlu suyun içindeki tuz alınmaktadır. Sistem maliyeti enerji maliyetine, membran teknolojisine bağlı kalmaya devam ettiği sürece, bu teknolojiler kendilerine en çok ihtiyaç duyan gelişmekte olan ülkeler için uygun yöntemler olamaz. Sonuç olarak halkın içme suyuna erişimi de daha pahalı olacaktır. 

Tuzdan arındırmanın enerji yoğunluğu yanında geride bıraktığı tuz yoğun akışkan da ayrı bir sorundur. Bu teknikle arındırılan su alınan suyun en fazla %60 ı kadardır, Denizden büyük miktarlarda su alarak ters ozmos ve ultra filtrasyon yöntemleri ile birlikte tuzsuzlaştırma işlemi hem denizden su alırken, hem de denize tuzla yoğunlaşmış konsantre akışkanı deşarj ederken deniz ekosistemindeki varlıklar için geri dönüşsüz zararlar verecektir. Deşarj edilecek olan tuz yoğun akışkan toksik etkisini hızla göstererek deniz yaşamında biyo-çeşitliliği olumsuz etkileyecek, balık popülasyonu hızla azalacak, deniz giderek kirlenecek, çölleşecek, çeşitli canlı türlerinin yaşaması daha da imkansızlaşacaktır. Sonuçları itibarı ile desalinasyon tesisleri, 1976 Barselona Sözleşmesi gibi Akdeniz’in korunması amaçlı birçok uluslararası sözleşmeye de aykırıdır. Desalinasyon projelerini iptal eden mahkeme kararları ve bilirkişi raporları da bu yöndedir. En son Datça ve Bozburun’da yapılması planlanan desalinasyon tesislerinin ÇED gerekli değildir kararı da bilirkişi raporlarına dayanılarak iptal edilmiştir. 

Yine son zamanlarda suyu daha az tuzlu olduğu için desalinasyonun daha az maliyetli olacağı söylenerek gündeme getirilen Ekinanbarı suyu için de aynı endişeleri taşıdığımızı bildirmek isteriz. Bu projenin Geyik Barajı’nın kamulaştırılmasından 4 kat daha fazla maliyetli olacağı MUSKİ tarafından da açıklanmıştır.

Su sıkıntısı yaşanan yerlerde, bu teknolojiyi uygulamayı düşünmeden önce atılması gereken birçok adım vardır: Öncelikle yaşam için vazgeçilmez olan suyun kirletilmesinin ve gereksiz sarfiyatının önüne geçilmesi şarttır. Denize atılan atık suyun yeniden kazanılması, suyun doğru ve ihtiyatlı kullanımı, su tüketimini teşvik eden yapılaşma faaliyetlerinin sonlandırılması, tarımda aşırı su kullanımının önlenmesi, şebekedeki kayıp ve kaçakların azaltılması, yağmur hasadı işlemlerinin planlı ve etkin uygulanması, bölgede her gün neredeyse bir milyon insanın ihtiyacı kadar su kullanan –Muğla’nın nüfusu bir milyon civarındadır- ancak enerji üretimine katkısı sadece %2 olan, ömrünü çoktan doldurmuş 40 yıllık termik santrallerin kapatılması gibi önlemlerin öncelikle hayata geçirilmesi gereklidir. Oysa ki Muğla’da tam tersi uygulamalar yapılmaktadır. Dalaman’daki Hilton Otel’in Golf Tesisi Projesi bunllardan biridir. Yüzlerce ağacın kesileceği proje sonucunda oluşan çim sahanın sulanması için de milyonlarca metreküp su kullanılması gerekecektir. Bir başka örnek ise, nüfus yoğunluğu nedeniyle büyük sorunlar yaşayan Bodrum ‘da hala yüksek kapasiteli yeni otel projelerinin hayata geçirilmeye çalışılmasıdır. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Bodrum’un en bakir yerlerinden ve çoğu orman olan Kızılağaç’ta 3.575 yatak kapasiteli 7 otel için yatırımcılara arazi tahsis edileceğini ilan etmiştir. Bırakın orman alanlarının katledilecek olmasını, bu otellere nereden su sağlamayı düşünüyorlar? Yoksa termik santraller gibi oteller de mi su arzında halktan öncelikli olacak! Suya erişimin bu kadar zorlaştığı koşullarda bu uygulamaların hangi akla hizmet ettiğini anlamakta zorluk çekiyoruz.

Sonuç olarak, denizden su elde etmeyi planlamadan önce bölgede hali hazırda suya ihtiyaç duyulan tüm süreçlerin tartışılması, suyun yaşam için vazgeçilmez olduğunun kabul edilmesi, bölgemizde su gereksiniminin doğru hesaplanması ve gerekli önlemlerin alınması öncelikli olmalıdır. 

Demokratik kitle örgütleri; emek, ekoloji, meslek örgütleri ve yöre halkı ile birlikte, suyun ve ekosistemlerin korunması esas alınarak su sorununun çözümü tartışılmalı, çözümler aranmalı ve su sorununun çözüm yolları doğru saptanmalıdır.

Su varlıkları ve deniz ekosistemi ise mutlaka korunmalıdır. 

Kamuoyuna Saygılarımızla

Muğla Su İnisiyatifi


BARGİLYA SULAK ALANI’NA DOLGU YAPILAMAZ! DOĞA TAHRİBATINA DERHAL SON VERİLSİN

  Kamuoyuna ve ilgili tüm kurumlara çağrımızdır: Bargilya Sulak Alanı’ndaki dolgu faaliyetleri derhal durdurulmalıdır! Muğla’nın Milas ilçes...