Kamuoyuna ve ilgili tüm kurumlara çağrımızdır: Bargilya Sulak Alanı’ndaki dolgu faaliyetleri derhal durdurulmalıdır!
Muğla’nın Milas ilçesi Boğaziçi Mahallesi’nde bulunan Bargilya Tuzla Sulak Alanı, ulusal öneme haiz, korunması gereken değerli bir sulak alandır. Alan ve çevresi aynı zamanda doğal sit koruma statüleri kapsamında bulunmaktadır.
Buna rağmen bugün Bargilya Sulak Alanı’na toprak dökülmekte ve alan doldurulmaktadır. Sulak alanlar; su rejimi, habitat bütünlüğü ve canlı yaşamının birbirine bağlı olduğu hassas ekosistemlerdir. Buraya yapılan her dolgu, alanın ekolojik işleyişini ve doğal yapısını tehdit etmektedir. Bargilya, başta flamingolar olmak üzere çok sayıda kuş türünün ve sulak alan canlılarının yaşam alanıdır.
Yetkililere soruyoruz:
Bu dolgu faaliyeti kim tarafından ve hangi amaçla gerçekleştirilmektedir? Hangi izin veya hukuki dayanakla yapılmaktadır? Dolgu alanının kapsamı ve dökülen malzemenin niteliği nedir? Gerekli izinler alınmış mıdır?
Koruma altındaki bir sulak alanda dolgu yapılmasına nasıl izin verilebilmektedir?
Bargilya boş arazi, rant alanı ya da dolgu alanı değildir. Suya, toprağa, kuşlara, flamingolara ve bütün bir ekosisteme ev sahipliği yapan korunması gereken bir yaşam alanıdır.
İLGİLİ KURUMLARI GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ
Muğla Valiliği başta olmak üzere ilgili tüm kamu kurumlarını görevlerini derhal yerine getirmeye çağırıyoruz.
⦁Dolgu faaliyetleri derhal durdurulmalıdır.
⦁Alan yerinde incelenmeli; faaliyetin kim tarafından, hangi amaçla ve hangi izinle gerçekleştirildiği kamuoyuna açıklanmalıdır.
⦁Dökülen malzemenin niteliği ve miktarı tespit edilmelidir.
⦁Alanın uğradığı ekolojik zarar bağımsız uzmanlarca ortaya konulmalıdır.
⦁Hukuka aykırı dolgular kaldırılmalı ve alan doğal yapısına kavuşturulmalıdır.
⦁Bargilya’nın koruma statüsünü ve ekolojik bütünlüğünü zayıflatacak hiçbir uygulamaya izin verilmemelidir.
Muğla Su İnisiyatifi olarak açıkça ifade ediyoruz: Koruma altındaki bir sulak alanda iş makinelerinin çalışmasını, kamyonların toprak taşımasını ve doğal alanın adım adım doldurulmasını seyretmeyeceğiz.
Bargilya’nın geleceği birkaç kişinin çıkarına bırakılamaz.
Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ahmet Aras, 14 Ocak 2026 tarihinde basına yaptığı açıklamada planlanan Ekinambarı Desalinasyon Tesisi Projesi ile ilgili bilgiler vermiştir. Sayın Başkan açıklamasında söz konusu projeye Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın ve ilgili tüm kurum ve kuruluşların olumlu görüş verdiğini belirtmiştir.
Yapılan açıklamalardan, söz konusu projenin hazır olduğu, kurum ve kuruluşlarla paylaşıldığı, hatta onayların alındığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte tüm Muğla kamuoyunu ilgilendiren, ekosistemleri etkileyecek olan bu çok hassas proje kamuoyunun değerlendirmesine sunulmamıştır. Sayın Başkanın aynı açıklamasında şeffaflık vurgusu da yaptığı düşünüldüğünde, proje çalışmalarının kamuoyundan gizlenerek yürütülmesi şeffaflık adına kabul edilebilmesi mümkün olmayan bir çelişki ortaya koymaktadır.
Muğla Su İnisiyatifi olarak Belediye yönetiminde şeffaflık, halkın katılımı ve hesap verebilirlik ilkelerinin yaşam bulabilmesi için Ekinambarı Deselinasyon Tesisi Projesinin ayrıntılarının kamuoyu ile paylaşılmasını Muğla Büyükşehir Belediyesi Yönetiminden talep ediyoruz.
Muğla Büyükşehir Belediyesi ve MUSKİ tarafından bir müjde gibi duyurulan, Milas Ekinambarı’nda 3 milyar TL maliyetle projelendirilen, Bodrum’a 20 milyon m3 su sağlayacağı açıklanan desalinasyon tesisine karşı kamuoyunu bilgilendirmek ve itirazlarımızı paylaşmak amacıyla buradayız. Diğer taraftan Turgutreis’te yılda 19.902.720 m3 deniz suyu arıtma tesisi kurulumu planlandığı bilinmektedir.
Son günlerde manşetleri süsleyen haberlere göre, Bodrum ve Milas’ın yıllardır süren su derdine "neşter" vuruldu: CHP’li Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın girişimiyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un onayı alındı. Ekinambarı’nda kurulacak 3 milyar TL’lik desalinasyon tesisi, ters ozmoz teknolojisiyle deniz suyunu içilebilir hale getirerek bölgeyi "susuzluk kâbusundan" kurtaracakmış.
Oysa Bodrum ve Milas'ın su sorununa "kalıcı çözüm" olarak sunulan bu proje, Güllük Dalyanı gibi hassas bir ekosistemin yanı başında yer alıyor. Ters ozmoz teknolojisiyle deniz suyunu arıtacak tesis, ekolojik dengeyi kalıcı olarak bozacak, yüksek enerji tüketimiyle iklim krizini derinleştirecek ve suyu metalaştırarak yaşamsal bir haktan ticari bir ürüne dönüştürecektir.
Neden Desalinasyon "Son Çare" Olmalı?
Desalinasyon tesisleri, dünyada genellikle su yönetiminde tüm diğer seçenekler tüketildikten sonra, bir “son çare” olarak gündeme gelir. Bizde ise su yoksunluğuna yol açan esas nedenlere dokunmadan, en pahalı, en çok enerji tüketen, en çok atık üreten yönteme hızla sarılıyoruz.
Bu tip projeler, bir kaç temel nedenle sorunlu:
Suyu bir “meta”ya dönüştürür, kamusal bir hak olmaktan uzaklaştırır.
Asıl sorun olan yanlış su kullanımı, kayıp/kaçak, kirlenme ve plansız büyümenin üzerini örter.
Enerji yoğun oldukları için iklim krizini derinleştirir; iklim krizi ise yine su krizini büyütür
Kurulduğu hassas kıyı ekosistemlerine (deniz canlıları, lagünler, deltalar vb.) ciddi zarar verir.
Yani bu tür yatırımlar, sorunu kaynağında çözmek yerine, geçici ve pahalı “pansumanlar” sunar. Üstelik bu pansumanların yan etkisi kalıcıdır: Giden ekosistem geri gelmez.
Milas Ekinambarı’nda yapılmak istenen bu tesise karşıyız! Çünkü:
Su varlıklarını tüketen, havayı kirleten, 1996 yılında mahkemelerce kapatılmasına karar verilen termik santrallerin kapatılması için yeterli mücadelenin verilmediği ortadadır. Termik santraller kapatıldığında Geyik Barajından kullandıkları 9.5 milyon ton su ile Dereköy kuyularından çektikleri 5 milyon ton su insani kullanıma tahsis edilecektir. Geçen hafta yayınlanan acele kamulaştırma kararı ile, yasadışı faaliyetine izin verilen Yeniköy termik santraline kömür sağlamak için 6 köy daha haritadan silinecektir. Muğla Bölgesi halkı tüm bu saldırılara karşı adeta yaşam mücadelesi verirken hukuksuzlukları meşrulaştıracak ve yeni ekolojik yıkımlar getirecek olan bu projeye taraf olunamaz.
Havza için bir su bütçesi yapılması ve kullanımın/tahsisin bu bütçeyle takibi ve fiyatlandırılması, yağmur suyu hasadı, tarımda vahşi sulamanın önlenmesi, isale hatlarındaki kayıp/kaçakların giderilmesi (MUSKİ kendisi bu kaybın%42 olduğunu söylüyor) önceliklenmeden, bu adımlar atılıp sonuçları değerlendirilmeden her yapılan "yatırım" geri dönüşü olmayan bir kayıp anlamına gelecektir.
Su yoksunluğunun kök nedenleri (kayıp/kaçak %42, termik santrallerin su tüketimi, vahşi sulama) çözülmeden bu proje geçici bir pansuman olacaktır.
Yapım maliyetinin yüksekliğini gözardı etsek dahi, 1 m3 deniz suyu arıtma maliyetinin yaklaşık 1$ olması nedeniyle, yılda arıtılarak Bodrum’a verileceği söylenen 20 milyon m3 suyun maliyetinin yine vatandaşın üstleneceği çok açık. Ayrıca bu şekilde arıtılacak su için 4-5Kw/m3 enerji ihtiyacı da olduğu düşünüldüğünde maliyet çok daha büyük olmaktadır. Bu şekilde bir enerji ihtiyacı da ya orman ve tarım arazilerine yapılan RES ve GES’ler ya da kapatılmaları gerekirken hala açık tutulan termik santraller için çıkarılacak kömür nedeniyle iklim krizini beslemeye yarayacaktır.
Gözönüne alınmayan, bu haberlerin hiçbir yerinde değinilmeyen önemli konulardan biri, arıtma sonucu ortaya çıkan Brine (tuzlu atık) deşarjı, deniz canlılarını öldürür. Güllük Dalyanı’nın lagünleri, balıkçıl kolonileri zaten yapılaşma ve liman baskısı altındayken, bu tesis bu kırılgan ekosisteme son darbeyi vuracaktır.
Suyun müşterek olduğundan hareketle, bu türden metalaştırma / ticarileştirme projelerini reddediyoruz. Su yoksunluğuna yol açan temel nedenler tespit edilmeden ve bu konuda yapılması gerekenler yapılmadan “su yok” “kuraklık kapıda” gerekçeleriyle rıza devşirilmektedir. Hayat kaynağı suyun bu şekilde meta haline gelmesine, yaşamdan koparılmasına rızamız yoktur
Talep ve Çağrımız:
Havza su bütçesi yapılsın, kayıp/kaçaklar giderilsin.
Termik santraller mahkeme kararlarına göre kapatılsın.
Yaşam alanlarına zarar verecek bu yatırımın kamu yararına olduğu söylenemez. Ekosistemleri tahrip edecek bir proje ÇŞİD Bakanlığının verdiği Olur'a karşı Muğla Büyükşehir Belediyesi idari dava açmak yerine adeta sevinçle karşılamıştır. Muğla BŞB'yi kararını gözden geçirerek yaşamdan ve halktan yana tavır almaya davet ediyoruz.
Vatandaşları su politikalarını sorgulamaya ve suyun ticarleştirilmesine rıza göstermemeye davet ediyoruz.
Türkiye’nin 3 bölgesindeki (Batı Akdeniz, Büyükmenderes, Kuzey Ege) su tahsis ve eylem planları hakkında CB kararı 04.06.2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Bunların ortak özelliği suyun metalaştırılması süreçlerinde sektörel su tahsisi ile bir adım oluşudur.
Su tahsisine ilişkin CB kararı Anayasa’ya aykırıdır. CB’nın yetkisi dışındadır; 1 no.lu CB kararnamesi 2560 sayılı Kanunla düzenlenmiş alanda hüküm koymaktadır. Bu hüküm Anayasaya aykırıdır. Bölgedeki tüm belediyeler, Batı Akdeniz su tahsis eylem planı hakkında da Muğla BŞB bunu dikkate almalı bölgedeki bütün ekoloji örgütlerini toplantıya çağırmalıdır.
Muğla’da başta termik santraller olmak üzere şirketlere verilen su tümüyle anayasanın ihlali anlamına gelmektedir. Termik santrallerin kapatılmasına mahkemelerce 1996 yılında karar verilmiş; bu karar 1998’de Danıştay tarafından onanmıştır. Üstüne üstlük Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2005 yılında, santrallerin kapatılmasına dair kararın uygulanması gerektiğini belirterek Türkiye Cumhuriyeti’ni mahkum etmiştir.
Muğla Su İnisiyatifinin kurulmasında ve mücadelesinde bu kararı yerine getirmeyen idari sürecin bir parçası olan, suyu termik santallere tahsis eden Devlet Su İşlerinin hukuksuz uygulamaları yer almaktadır.
Zeytinliklerin enerji üretimi için taşınabileceğini söyleyen, bunun yanında birçok ÇED uygulamasının sonunu getirecek Kanun teklifi ise Meclistedir. Yaşam alanlarını korumak isteyen torba yasadaki maden, mera, zeytinlik alanlar yasa değişiklikleri zeytin üreticilerinin, ekoloji örgütlerinin önemli direnişine rağmen Komisyondan geçmiştir.
Bu teklifin hazırlanmasında Muğladaki termik santral işletmecilerinin ”zeytinliği vermezseniz biz de enerji üretmeyiz” tehdidi bilinmektedir. TES ve kömür işletmeciliği yapan şirketlerin, kömür ve çimento işletmecilerinin acelesi vardır; TBMM’de genel kurulunda da bu aceleye uygun davranılmaktadır. Kömür işletmelerinin su konusunda, zeytin konusunda gerçekçi olmayan söylemleri ortalığı kaplamış haldedir: zeytinliklerin taşınabileceğini iddia etmektedirler. Bu gerçek dışı iddia daha önce Maden Yönetmeliği ile gündeme gelmiş ve Danıştay bu kararı iptal etmiştir.
Muğla büyükşehir belediyesi hem Batı Akdeniz su eylem planı, hem de Meclis Komisyonunda kabul edilen yasa teklifi konusunda Muğlalıların temsilcisi olarak inisiyatif almalı ve bütün ekoloji örgütlerini toplantıya çağırmalıdır.
Muğla Su İnisiyatifi olarak, DSİ tarafından suyun ticarileştirilmesine, suyun havzalar arasında taşınmasına karşı olarak Batı Akdeniz Su Eylem Planı ile termik santrallere su tahsisi ve Meclis komisyonundan geçen anayasaya aykırı yasa teklifi konusunda üstümüze düşeni yapmaya hazırız.
Muğla Valiliği’nin Muğla Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Nazım İmar Planı’nın (NİP) iptali kararına karşı, yürütmesinin durdurulması ve iptal talebiyle açtığı dava vahim bir duruma işaret ediyor. Muğla Valiliği merkezi iktidardan, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan (ÇŞİDB) talimat almadan bu davayı açmaz/açamaz.
İlk kez, çimento fabrikasının ÇED olumlu kararına karşı 2006 yılında Deştin köylüleri dava açtı ve kazandı. Aradan 20 yıla yakın zaman geçtikten sonra verilen ÇED olumlu kararına da dava açıldı ve bu dava da kazanıldı. Üçüncü kez, 2009/7 sayılı Genelge’ye göre düzenlenen ÇED raporuyla ÇED olumlu kararı almak olsa olsa halkı cezalandırmak, “çimento fabrikasını her ne pahasına olursa olsun yapacağım” anlamına gelir. Bu, Anayasa’yı, Kanun’u, mahkeme kararını tanımıyorum demektir. Bir valilik bunu yapabilir mi, yapıyor. Kamunun yararını gözetmeyen bir merkezi iktidar ve onun atadığı vali bunu yapıyor.
Davada davacının iddiası, eski, 2006 yılındaki Deştin imar planına dayanıyor; tıpkı Marmaris-Kızılbük’te Sinpaş tarafından İçmeler Belediyesi’nin eski planına dayanıldığı gibi. Deştin Belediyesi’nin 2014 yılında BŞB’nin kurulmasıyla ortadan kalktığı Aydın Muğla Denizli çevre düzeni planının yürürlüğe girdiği 2011 yılında eski planların yürürlükten kalktığı açık. Planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırı Deştin imar planının geçerli olmadığı ortadadır.
Söz konusu dava iki yanıyla anayasaya aykırı; birincisi Çevresel Etki Değerlendirmesi kararının alınması konusunda: 2009/7 Genelge konusunda Anayasa Mahkemesi ihlal kararı vermiştir ve mahkemeye gönderilen kararla dava yeniden görülmektedir. (https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/33865) Yani ÇED raporunu 2009/7 sayılı Genelgeye göre onaylamak imkansızdır.
Anayasa’ya ikinci aykırılık imar planları konusundadır. Gerek İmar Kanunu’nda Aralık 2024’te yapılan değişiklikle anayasaya aykırılığın giderilmeye çalışıldığı 1 no.lu Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin bazı maddelerini iptal eden, imar hakkının belediyeye ait olduğunu karara bağlayan ve kararnamenin iptaline yol açan (https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2023/180); gerekse belediyelerin yetkilerini ÇŞİDB’ye devreden yine 1 no.lu CB kararnamesinin bazı maddelerini iptal eden Anayasa Mahkemesi kararlarına (https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/106) aykırı olarak dava açılmıştır. Anayasaya aykırılık İmar Kanununda yapılan değişiklikle giderilemez yeni anayasaya aykırılıklar ortaya çıkar.
Mahkemenin davayı en azından, Kent Konseyine ve ikinci davada davacı olan Akdeniz Yeşilleri Derneği’ne; ikinci ÇED olumlu kararının iptal edilmesini sağlayan davacılara ihbar etmesi gerekir. Danıştay tarafından da onanan mahkeme kararına göre davacıların menfaati olduğu açıktır; aksi halde davacının davacı olma ehliyetinin yokluğu nedeniyle dava reddedilirdi. Eğer, davanın ihbarı menfaati etkilenenlere yapılıyorsa, ikinci ÇED olumlu kararı davacılarına davanın ihbarı şarttır. ÇED davalarında mahkemeler davayı ihbar kararı alıyorlar; mahkemenin bu kararı eğer menfaatin etkileneceği iddiasına dayanıyorsa, davayı ihbar kararı vermesi gerekir.
Muğla Büyükşehir Belediyesinin nazım imar planını iptal eden kararı yerindedir. Muğla Su İnisiyatifi olarak, davada Muğla BŞB’yi destekliyoruz. Muğla Barosu’nun hukuk kurumu olarak davaya müdahil olmasını istiyoruz. Davayı son çare olarak gören, kamusal hak savunusunun esas olduğunu kabul eden Muğla Su İnisiyatifi katılımcısı yurttaşlar ve demokratik kitle örgütleri haklı olan Büyükşehir Belediyesi’nin yanında olduğumuzu bildiriyoruz.
İstanbul Belediyesi’nde gözaltına alınanların Kanal İstanbul için yıkım kararı nedeniyle gözaltına alındığı belirtiliyor. İstanbul’da 23 Nisan 2025’te yaşanan deprem Kanal İstanbul’u yeniden gündeme getirmiştir. Bilim insanları projenin yapılmasının İstanbul açısından bir felaket olduğunu dile getirmektedir.
Bilirkişi raporuna dayanan ve 2024 Aralık ayında verilen mahkeme kararında İstanbul Çevre Düzeni Planı değişikliği iptal edilmiştir. Bu kararla Kanal İstanbul‘da TOKİ tarafından yapılmak istenen ve Sazlıdere’de inşaatına başlanan yapının ruhsatsız olduğu ortadadır.
Sazlıdere Barajı İstanbul’un su kaynaklarından biridir. Milyonlarca insanın suyuyla böyle oynanamaz. Sulak alan olan Kanal İstanbul nedeniyle binlerce insan yerinden olma, ekolojik yaşam yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Yaşam alanları ne siyasi ne de hukuki kararlarla yok edilemez!
Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecinde açılan davalarda Danıştay bilirkişi incelemesine karar vermiştir. Kasım-2024 ayında yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenecek bilirkişi raporu umarız davacılar lehine olacak, Kanal İstanbul’un yapılamayacağını belirtecektir. Bunun Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptaline karar verilen mahkeme kararı ile uyumlu olacağı açıktır. Çevre Kanunu’nda ve bu Kanun uyarınca çıkarılan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliğinin 6. maddesinde, “Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez.” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca, ÇED olumlu kararının iptali için açılan davada bilirkişilerin raporunun davacılar lehine olmasını bekliyoruz. Mahkemelerce de buna göre karar verileceği açıktır.
Muğla Su İnisiyatifi olarak, merkezi iktidarı Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptaline karar verilen mahkeme kararına, Anayasa ve yasalara uymaya davet ediyoruz.
Akbelen'de Jandarmaya görev yaptırmama ve hakaretten bir yurttaş, Güven Göknar hakkında ceza davası açıldı; ilk duruşması 08.04.2025 günü yapıldı. “Hem suçlu hem güçlü.” sözünü hatırlatır biçimde, son derece yakın mesafeden yurttaşlara gaz sıkmanın, basın emekçilerini ayırmaksızın muamele etmenin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Arkadaşımızın Jandarmaya direndiğini söylemek de güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanması da sanığın seçilerek hakkında dava açıldığını gösteriyor; bunun suçla, yargılamayla ilgili olmadığı açık. Asıl suçlu, bu emri verenlerdir. Akbelen ormanını savunmak suç değildir.
Diğer bir yurttaş, Tuncer Saraçoğlu da termik santrallere (TES) su verilmesini protesto ettiği için 14 Nisan'da Cumhurbaşkanına hakaretten ceza davasında yargılanacak.
Akbelenli yurttaşın TES'ler hakkındaki ifadeleri son derece yerinde ve hakaret içermemektedir. “AKP halka hesap verecek!” Cumhurbaşkanına hakaret sayılıp, Adalet Bakanlığı'nca da dava açılmasına izin verilmesi kabul edilemez. Bu, tüm yurtta protestolarda atılan bir slogandır! Yüz binlerce insanı mı yargılayacaksınız?
Akbelen direnişinin başından beri, çok sayıda insan ceza istemiyle yargılandı, yargılanıyor. Yargılanan insanlara çeşitli cezalar verildi ya da verilecek. Hukukun rafa kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz maalesef. Bu davalarda yargılanan yurttaşları savunmak, aynı zamanda hukuku savunmak anlamına geliyor.
Bu yargılamaların Muğla'da olması, son derece vahim bir gelişmedir. Muğla'da da yaşamı imkansız kılmaya yönelik; hukukun, anayasanın olmadığı bir düzen yaratılmaya çalışılıyor. Anayasal bir hakkın, protesto etme hakkının kullanılması suç sayılıyor. Bu ülkede bütün olumsuzluklarına rağmen bir anayasa ve yasalar var. Anayasa'ya uyulmayan, yasaların hiçe sayıldığı; bir genelgeyle, tebliğle, anayasanın yasaların değiştirildiği ve mahkemelerin ona göre karar verdiği bir ülke istemiyoruz.
Muğla Su İnisiyatifi olarak yargılanan yurttaşların yanındayız. Tüm demokratik kitle örgütlerini ve yurttaşları Anayasa'da yer alan bir hakkın kullanılmasının cezalandırılması anlamına gelen ceza davalarına sanıklar yanında müdahil olmaya çağırıyoruz.
Tes-İş ve Maden İş sendikaları Muğla Şubeleri işçileri kömür tedarikinin zora girmesi nedeni ile Muğla'daki termik santrallerin kapanma aşamasına gelmesi üzerine görüşmek için buluştukları Büyükşehir Belediye Bakanı Ahmet Aras’a baret fırlatma biçiminde bir saldırı gerçekleştirmiş ve Ahmet Aras toplantıyı terk etmek zorunda kalmıştır. Olay sırasında kadın gazeteci Ümmü Gülsüm Dural'ın da boğazı sıkılmak suretiyle saldırıya uğramıştır. Bu saldırıları kınıyoruz.
Sendika yetkilileri Büyükşehir Belediye Başkanının saldırıya uğraması öncesinde Muğla BŞB’ye raporlar sunmuş; Muğla’da kömür sahalarında kömür üretimi yapılmadığını söyleyerek duruma müdahale edilmesini istemiştir. BŞB Başkanı, konuşması sırasında sendikaların kendisine söylediklerini işverene de söylemeleri gerektiğini; Yatağan’da 500 işçinin işten atılmasının sorumlusu olmadığını belirtmiştir.
Geçtiğimiz günlerde BŞB Yatağan-Turgut’ta yer alan yeraltı kömür madeninin ÇED olumlu kararının Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı dava sonucunda iptal edilmişti. Yeraltı kömür ocağı, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın verdiği ÇED olumlu kararına karşı, biri Muğlalı yurttaşlar tarafından olmak üzere üç dava açılmış ve bu davalar davacılar lehine sonuçlanmıştır. Danıştay’ın bu davada ikinci kez karar vermesiyle Yatağan Termik Santralinde kullanılacak kömürün çıkarılması imkansız hale gelmiştir.
Bu yargı kararından çok önce, 1994 yılında Muğla'daki üç termik santral için yurttaşların açtığı dava sonucunda çevreye verdiği zarar nedeni ile zaten kapatma kararı verilmiş, 2005 yılında bu karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından onaylanmıştır. Ancak yargı kararlarına rağmen bu santraller faaliyetlerine devam ediyorlar. Bunun yanı sıra, Devlet Su İşleri’nin yasadışı faaliyet gösteren bu santrallere su tahsisini iptal etmesi için Muğla Su İnisiyatifi öncülüğünde Muğlalıların açtığı davanın da devam ettiğini belirtmek isteriz.
Adı geçen sendikalar ve termik santral işletmecileri hukuksuz faaliyetlerini çok iyi bilmelerine rağmen, şimdi bir kez daha hukukun tanınmamasını, yargı kararına rağmen kömür sahalarının genişletilmesini talep ediyorlar. Yıllardır faaliyetlerini Anayasaya ve yasalara aykırı olarak sürdüren işveren ve sendikalar, sanki kendilerine hukuksuz davranılıyormuş da bu yüzden şimdi işçilerin işten çıkarılması gündeme gelmiş gibi davranıyorlar.
Sendikaların yapması gereken, durumu işverene anlatıp, işçileri mağdur etmeyecek önlemlerin alınmasını sağlamaktır. Bu sorumluluk öncelikle termik santral işletmecisinindir ve santral işçilerini sahip olduğu diğer şirketlerde istihdam edebilir. Diğer yandan, iklim değişikliğinin baş sorumlusu olan termik santrallerin kapatılması uluslararası sözleşmeler gereğidir ve kapatma sürecinde santrallerde ve kömür tedarikinde çalışan işçilerinin mağdur edilmemesi için bir adil geçiş sürecinin işletilmesi merkezi hükümetin görevidir. Bu görev yerine getirilirken termik santrallere halkın vergileriyle oluşmuş bütçe kaynakları aktarılmamalıdır.
Muğla Su İnisiyatifi olarak, merkezi iktidarın tarım arazilerini, ormanları, biyolojik çeşitliliği, su havzalarını yok eden; toprağı, suyu, havayı zehirleyen, yaşam hakkı olan suyu yaşamı katleden tesislere tahsis eden, iklimi değiştiren bu politikalardan vazgeçmesini; anayasal hukuk devleti gereği yargı kararlarını uygulamasını talep ediyoruz. Bu anlamda Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras'ın halkın talebi olan 'Kömürsüz Muğla' için yapacağı her türlü idari ve hukuki girişimi desteklediğimizi kamuoyuna saygı ile duyururuz.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptali sonrasında gözaltına alınması ve sonrasındaki iktidar uygulamaları kabul edilebilir değildir. İmamoğlu’yla birlikte diploması iptal edilenler arasında Sorbonne Üniversitesi’nde doktora yapmış bir profesör de yer almaktadır.
Anayasa’da yer alan masumiyet karinesi, toplantı yürüyüş dahil bütün hakları ihlal eden iktidar uygulamasını protesto ediyoruz. İlk kez olmayan kararın hukukçu sayılanlar tarafından verilmesi vahim bir gelişmeye işaret etmektedir.
Marmaris Milli Parkı sınırları içinde Türkiye'nin en önemli doğa alanlarından biris olan Kızılbük'te Sinpaş GYO tarafından inşa edilen Kızılbük Resort Otel ve Devremülk Projesi, tüm yargı kararlarına ve Marmaris Belediyesi tarafından inşaat ruhsatlarının iptal edilmesine karşın büyük bir hızla devam etmektedir.
Yargı kararlarını yok sayarak sürdürülen bu faaliyet nedeni ile eşsiz orman ve kıyı ekosistemleri, biyolojik çeşitlilik ve su varlıkları yok edilmektedir. Ülkemizde yaşanan en büyük ekokırım suçlarından birisine izin verilmektedir.
Marmaris Belediyesi, adı geçen işletme hakkında bu faaliyetleri nedeni ile para cezaları keserek inşaat ruhsatlarını iptal etmiş olmasına oluşan karşın söz konusu inşaatlar için henüz yıkım kararı almadığı anlaşılmaktadır. Böylesine büyük bir ekolojik yıkım gece gündüz sürdürülürken Marmaris Belediyesinin yıkım kararını uygulamaya almaması kabul edilemez.
3194 Sayılı İmar Kanununun 32. Maddesinde Büyükşehir Belediyesi olan yerlerde, ilçe belediye sınırları içerisinde kalan bir inşaatla ilgili proje onayı, ruhsat verilmesi, ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı bir inşaatın mühürlenerek durdurulması, ruhsat iptali ve yıkma kararı verilmesi gibi işlemleri tesis etmek görev ve yetkisini o ilçe belediyesine aittir.
Doğanın sermaye tarafından talan edilmesine tahammülümüz kalmamıştır. Muğla Su İnisiyatifi olarak Marmaris Belediye Yönetimini yasayla verilen görev ve yetkilerini kullanarak mühürlenen inşaatlar hakkında derhal yıkım kararı alarak yıkım sürecini biran önce başlatmaya davet ediyoruz.
Bu arada söz konusu yıkım projesi için Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen 'Çed olumlu' kararının Danıştay tarafından bozulması sonrasında şirket tarafından yeniden Bakanlıktan çed olumlu kararı alınmaya çalışıldığını dikkate alarak yeniden bir kez daha yargı süreci başlamıştır. Devam eden ekolojik yıkımın boyutlarını ve toplumda oluşan Bakanlığın önüne çed onayı için gelmiştir. Bakanlığı da toplumdmahkeme ve bilirkişi kararlarını, toplumda dikkate alarak bu yıkım sürecini durdurararak bu konunun kmauoyu gündeminden çıkartmaya davet ediyoruz.
Son günlerde Tes-İş Sendikası Muğla Şubesi Yatağan Termik Elektrik Santralinin (TES) kömür çıkaramama nedeniyle zor durumda olduğunu belirterek siyasi partilerin Muğla örgütlerini dolaşıyor, raporlar sunuyor. Oysa bu santral(ler) diğer iki santral gibi Yeniköy ve Kemerköy TES, Aydın İdare Mahkemesi’nin Danıştayca onanan kararıyla 1996 yılında kapatılmıştı. Ayrıca AİHM de 2005 tarihli kararıyla mahkeme kararına uyulması gerektiğini gerekçesinde belirterek santrallerin kapatılmasının gerekli olduğuna karar verdi. Bakanlar Kurulu’nun Türkiye hukuk tarihinde ilk olmayan, idare tarafından mahkeme kararlarına uyulmamasına karar vermesiyle santraller 30 yıldır hala çalışıyor.
Muğla Su İnisiyatifi olarak, mahkemenin kararının uygulanmasını istiyoruz. Partilerin ve Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin santralde çalışan işçilerin işsiz kalmasına seyirci kalamayacakları ortada. Ama, Yatağan TES’in 2020 Ocak ayında sembolik olarak kapatılması üzerine, Sendika Muğla Şubesi Mali Sekreteri’nin yerel basında yayınlanan yazısında, biz ekolojistleri mealen ‘kıçıkırık çevreciler’ olarak tanımlayan, CHP milletvekillerini de “Siz oy istemeye gelirsiniz…” diye tehdit etmesini unutmadan.
Sendika’nın 187 işçinin işten atılmasına karşılık (gerçekte, 420 işçinin işten çıkarılacağı iddia ediliyor) işverenin tarafını tutup, işçilerin, işten atılmasını tevekkülle karşılamasını tavsiye etmekten başka yapacakları olduğunu hatırlatırız. İşçilerin işten atılması birinci dereceden işverenin ve sendikanın sorumluluğundadır. İşveren bunu öngörmek zorundadır; ama işveren kâr peşinde, güneş enerjisi santralini, ihale şartlarına aykırı olarak Yatağan’ın maden çukurlarına kurmakla meşgul. İşçilerin ne olacağı umurunda değil!
Muğla Su İnisiyatifi Turgut yeraltı kömür ocağının ÇED olumlu kararının iptalini sevinçle karşıladı. Gerekçede önemli bir yer tutan yer altı sularının olumsuz etkileneceği, tarım alanlarında önemli çökmeler olacağı uyarısına aldırmayan işveren ise mahkeme kararını temyiz etmekle meşgul oldu. Turgut’ta köy meydanındaki çeşme bin yıldan sonra kurudu. Halkın suyunu, bu arada Dipsiz Kaynağını enerji üretim şirketlerine veren Devlet Su İşleri. DSİ tarımsal sulama amaçlı Hayırlı Barajı’nın yapımından vazgeçen devlet kurumudur; idarenin kararlarında, uygulamalarında kamunun yararı olmadığı ortada.
İşverenin ekolojik varlıklara ve insanlara verdiği zararlar saymakla bitmez:
Kırk beş bin insanın erken ölümüne neden olan santrallerin Kapubağ’daki radyoaktif elementleri de içeren, Yatağan TES’in atıksularıyla oluşan gölet zehir kusuyor.
Kral yoluna kazı sponsoru olan Yatağan A.Ş.; yerinde korunması gereken Stratonikea Antik Kenti ile Lagina Kutsal alanı arasındaki tarihi yolun kömür ve pasa alanlarına rastlayan kesimlerinden çıkan tarihi eserleri Muğla müzesine ve Stratonikea’ya götürüyor.
Sendika bunlarla uğraşacağına başka işler peşinde; işçilerin işten atılmasını normal karşılayan bir sendika düşünebiliyor musunuz?
Ekolojik yıkımın devam etmesini istiyor, bununda ilgili siyasi partilere işçi sayısını abartan rapor hazırlamakla meşgul. Muğla’nın geleceği umurlarında mı?
“Benden sonra tufan!” anlayışına son vermek gerekir.
Yeniköy ve Kemerköy de aynı durumda. Yeniköy TES Muğla’nın/Bodrum’un su kaynaklarından Geyik Barajı’nda biriken suyun önemli miktarını tüketiyor; Geyik Barajı’ndan beslenen İkizköy’ü yaz ortasında 1 hafta susuz bırakacak kadar.
Akbelen’de su açısından önemli olan ormandaki ağaçların kesilmesi için bütün hukuksuzluklar sergilendi; yetmedi, zeytinlikler de yok edilecek. Ancak unutmayalım ki, Zeytin Kanunu’nda değişiklik önerisi Akbelenlilerin/İkizköylülerin direnciyle TBMM Komisyonu’ndan geri çekildi.
Şimdi Kemerköy TES için kömür depolama alanı ve liman yapılacak; bunun hazırlıkları yapılıyor. Bir yandan da Güllük Limanı’ndan konveyörlerle kömür taşınması için uğraşılıyor. “Sendika’nın raporu n’oluyor bu durumda, ‘yerli ve milli’ enerji n’oluyor?” diye soruyoruz?
Her şey sermaye için; sermayenin ulusu, coğrafyası yoktur; kâr nerede ise ona bakar; Muğla’nın geleceği umurlarında mı?
Raporları ve sözleri ile ürettikleri gerçek dışı beyanları ciddiye almanın mümkün olmadığını bir kez daha belirtiyoruz. Santral kapatılırsa Muğla’da elektrik kesintileri olacak iddiasının asılsız olduğunu, Türkiye’nin enterkonnekte sisteme geçtiğini, Muğla’da üretilen elektriğin üçte birinin Muğla’da tüketildiğini, santrallerin çalışmasının kömür madenlerinde kömür çıkartılamayacak duruma eriştiğini hatırlatıyoruz. Santrallerin çalışmasına dair Bakanlar Kurulu kararının alındığı 1996’da da gerçekçi olmadığını, Muğla’da elektrik kesintisinin o tarihte de yaşanmadığını söylemek isteriz.
Muğla Su İnisiyatifi olarak yaşam alanlarını korumanın, ormanların, suların, tarım alanlarının, kıyıların madenler ile tahrip edilemeyeceğini, Yatağan TES v.b. ile havzanın işgal edilmesine ivedilikle son verilmesini bir kez daha hatırlatıyoruz. Yaşama, emeğe, doğal ve kültürel varlıklara karşı şirketler ve ilgili idareler tarafından yürütülen işlere, kararlara karşı mücadele etmeye devam edeceğimizi duyuruyoruz.
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, katıldığı bir televizyon programında iş insanı Ali Ağaoğlu’nun Bodrum’daki inşaatını devraldıklarını belirterek, “4 bin tane villa yapacağız. Dünya Kupası’na katıldığımız takdirde bu evlerden futbolcularımıza vereceğiz” demiştir.
Daha önce Ali Ağaoğlu tarafından gündeme getirilen bu projeye neden olacağı ekolojik tahribat nedeni ile bölge halkı ve sivil toplum örgütleri tarafından yoğun olarak karşı çıkılmıştır. TMMOB ve MUÇEP tarafından açılan davada proje için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen 'ÇED Olumlu' kararı Muğla 2. İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Ancak iptal kararından sonra ikinci kez başvurusu yapılan proje için Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yeniden 'Çed Olumlu' kararı vermiştir. Muğla BŞB tarafından yeniden açılan yürütmeyi durdurma talepli iptal davası devam etmektedir.
Milas - Güllük Deltası üzerinde planlanan bu proje Bargilya Sulak Alanının hemen yanındadır ve planlanan bölge 2001 yılında IBA (Important Bird Area) tarafından korunması gereken bölge ilan edilmiştir. Bu proje ile sulak alanın tahrip edileceği bilirkişi raporu ile de ortaya konmuş ve yargı tarafından iptal edilmiştir. Diğer yandan bölgede suyun adil olmayan yönetimi nedeni ile zaten su kıtlığı yaşanırken bu proje ile 30 bin kişilik yeni bir tüketim yükü getirilecek ve su sorunu katlanarak artacaktır.
Söz konusu proje TFF'nin değil, TFF başkanı İbrahim Hacısmanoğlu'nun kişisel projesidir ve Ali Ağaoğlu'nun gerçekleştiremediği projeyi satın alarak sürdürmek istemektedir. TFF Başkanı yapmayı planladığı villaların bir kısmını milli takım futbolcularına başarı primi olarak 'bağış' yapmayı teklif etmektedir. Hacıosmanoğlu'nun bölge halkının ve yargının izin vermediği projenin yolunu açmak için 'milli duyguları' da işin içine sokarak yaptığı bu teklif ile devlet kurumlarına ve yargıya verdiği mesajlar açık bir rüşvet verme girişimidir. Bir devlet kurumunun yönetici konumundaki kişinin devlet memuru itibarını kullanarak kişisel zenginliğini arttırmak için böyle bir teklifte bulunabilmesi bu ülkenin yurttaşlarına yapılmış bir hakarettir, utanç vericidir. İbrahim Hacıosmanoğlu derhal bulunduğu TFF başkanlığından istifa etmeli, hakkında devlet görevini suistimal etmesi nedeni ile idari ve hukuki işlem başlatılmalıdır.
Muğla Su İnisiyatifi olarak suyun ticarleştirilmesine karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Nasıl ki yaşam hakkı olan suyun termik santrallere tahsis edilmesine karşı mücadele ediyorsak sulak alanlarımızın, sularımızın Hacıosmanoğlu'na sermaye yapılmasına da izin vermeyeceğiz.
Fethiye - Söğütlü köylüleri, tarım alanlarının yıllardır tek su kaynağı olan Bozluca deresinin yönünün değiştirilmesi ve özel bir şirket tarafından işletilen HES'e yönlendirilmesine karşı çıkarak dört gün önce bir direniş başlattılar. Suyun ayrım noktasında nöbetleşerek devam eden direniş, kolluk kuvvetlerinin sert müdahalesi ve birçok vatandaşın darp edilerek göz altına alınmasıyla sonlandırıldı, iş makinesi ile suyun yönlendirilmesi sağlandı.
Muğla Su İnisiyatifi olarak Söğütlü köylülerinin haklı mücadelesinde yanlarında ve her türlü desteğe hazır olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyoruz.
Söğütlülüler dört gündür yaşam haklarını koruma mücadelesi verirken sorunun doğrudan ilgilisi olan Muğla Büyükşehir Belediyesi ve MUSKİ'den henüz mağdur edilen köylülerin sorununun çözülmesi yönünde bir girişimde bulunulmadığını görüyoruz. Söğütlülerin yalnız olmadıklarının gösterilmesi için tüm yetkilileri göreve davet ediyoruz.
Önce mevzuata bir göz atalım. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Stratejik Plan ve Performans Programı” başlıklı 41. maddesine göre, nüfusu 50.000’in üstünde olan belediyelerde stratejik plan yapılması zorunludur.
Yine bu maddeye göre, “Belediye başkanı, mahalli idareler genel seçimlerinden itibaren altı ay içinde; kalkınma planı ve programı ile varsa bölge planına uygun olarak stratejik plan ve ilgili olduğu yılbaşından önce de yıllık performans programı hazırlayıp belediye meclisine sunar. Stratejik plan, varsa üniversiteler ve meslek odaları ile konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınarak hazırlanır ve belediye meclisi tarafından kabul edildikten sonra yürürlüğe girer."
Stratejik plan süreci, önce bir kent vizyonu oluşturularak başlatılır. Olabildiğince farklı yurttaş kesimlerinin biraraya geldiği toplantıların düzenlenmesi, halkın nasıl bir kentte yaşamak istediğinin cevabının aranması, yani kent vizyonunun oluşturulması gerekir. Stratejik planın da oluşturulacak vizyonu yaşama geçirmek üzere, yine kent halkının ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ile birlikte hazırlanması beklenir.
Mevzuata uygun olarak Muğla Büyükşehir Belediyesi 2025-2029 yıllarını kapsayan stratejik plan çalışmalarına başladı. Sivil toplum örgütleri ve demokratik kitle örgütleri olarak, nasıl bir Muğla'da yaşamak istediğimize birlikte karar vereceğimiz, kentimizin yerel yönetim politikalarının oluşturulacağı bu süreci önemseyerek, dikkatle izliyoruz. Zira bizler, yerel halkla birlikte Muğla'nın her bir yanında doğayı koruma ve hak mücadeleleri veren örgütler olarak kendimizi Muğla'nın asli unsurları, kentimizin yönetimi ile ilgili stratejik kararların alınacağı plan sürecinin de doğal unsurları olduğumuzu düşünüyoruz.
Diğer yandan, stratejik plan sürecini yerel seçim öncesinde başkan adaylarının verdikleri sözlerin yaşama geçirileceği önemli bir araç olarak görüyoruz. Zira başkan adaylarından halka ve sivil toplum örgütlerine yönelik yaptıkları konuşmalarda şeffaflık, katılımcılık, kenti birlikte yönetmek ifadelerini bolca duymuştuk, haliyle o sözlerin somut karşılıklarını bu plan sürecinde görmek istiyoruz.
Ancak şu ana kadar yürütülen stratejik plan sürecinden Muğla BŞB'nin şeffaflık ve katılımcılık adına hiçte iyi bir sınav vermediğini düşünüyoruz. Öyle görünüyor ki, Stratejik Plan halkı, sivil toplum örgütlerini, demokratik kitle örgütlerini, Muğla'nın asli unsurlarını işe katmadan, sermaye ve devlet kuruluşlarının işbirliği ile halkın iradesini, kamu yararını temel alarak değil, şirketlerin yararına kotarılmak isteniyor. Katılımcılık adı altında kamu yararını, toplum yararını savunan kesimlerin özenle dışlandığı, samimiyetten uzak bir süreç yürütülüyor.
Muğla Su İnisiyatifi olarak şu ana kadar BŞB'nin izlediği Stratejik Plan süreci ile ilgili deneyimlediklerimizi ve kabul edilemez bulduğumuz noktaları paylaşmak istiyoruz.
Muğla Büyükşehir Belediyesinin Stratejik Plan Sürecinin Değerlendirilmesi:
Muğla BŞB'nin 2025-2029 Stratejik Plan süreci yetersiz duyuru ile Muğlalıların ve sivil toplum örgütlerinin haberi olmadan başlatıldı. BŞB'nin elinde daha önceki plan sürecine katılmış örgütlerin listesi olmasına karşın o örgütlere duyuru yapılmadı. Birçok örgütün süreçten haberi olmadı. Yalnızca MSİ gibi konuyu yakından takip eden örgütler doğrudan başvurarak sürece katılmaya çalıştılar. MSİ olarak biz de stratejik plan sürecine katılma talebimizi oldukça zorlanarak, defalarca yanıt alamadığımız girişimlerimiz sonucunda nihayet kabul ettirebildik. Bu anlamda şeffaflık ve katılımcılık ilkelerinin daha en başından büyük zarar gördüğünü düşünüyoruz.
MSİ olarak SP sürecine katıldığımız bilgisi tarafımıza ekinde paydaş listesi bulunan bir yazı ile birlikte bildirildi. Paydaş listesi, 'iç ve dış paydaşlar' olarak tanımlanan, Muğla ile ilgili stratejik kararların birlikte alınacağı kurum ve örgütlerden oluşuyor. Resmi kuruluşlardan ve kurum içi birimlerden oluşan iç paydaşlar yanında birçok ticari kuruluşun, Muğla'yı temsil etmeyen kuruluşun listede olduğunu, ancak olması gereken birçok örgütün ise olmadığı bir dış paydaş listesi.
Bu genel bilgilendirme çerçevesinde Muğla BŞB'nin stratejik plan sürecine dair eleştirilerimizi sıralayalım:
Yaşam alanlarını koruma mücadelesi verenler neden paydaş değil?
Muğla yüzölçümünün %59'unu, orman alanlarının ise %65'ini kapsayan genişlikte maden ruhsatları verilmiş ve Muğla'nın yaşam kaynakları, geleceği yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Muğla'nın birçok yerinde halk, köylüler, sivil toplum örgütleri yıllardır ormanları, zeytinlikleri, tarım alanlarını, meraları, su havzalarını koruma mücadelesi veriyor. Üstelik Muğla BŞB zaman zaman bu mücadelelere lojistik destek de veriyor. Yani yaşanan ekonomik, ekolojik ve sosyal yıkımın farkında.
Hal böyleyken bize resmi olarak gönderilen paydaş listesine baktığımızda Tema Vakfı ve MSİ dışında tek bir çevre/ekoloji örgütü listede yer almıyor. MSİ olarak listeye nasıl zorlayarak girebildiğimizi de yukarıda açıklamıştık. Örneğin, yıllardır termik santrallere ve o santrallere kömür sağlamak için işletilen kömür ocaklarının neden olduğu yıkımlara karşı mücadele verilen Milaslılar ve Yatağanlılar neden paydaş değiller? Bodrum'un yaşadığı susuzluğun asıl sorumlusu kapatma kararına rağmen faaliyetlerini sürdüren termik santrallere yapılan su tahsislerinin iptal edilmesi için yüzlerce dilekçe veren Bodrumlular, santrallerin kapatılması için yıllardır mücadele veren sivil toplum örgütleri neden paydaş değiller? Muğlalıların yıllardır haykırdığı 'Kömürsüz Muğla' talebinin dile gelmesinden, bu talebin kent politikası olarak talep edilmesinden mi rahatsızlık duyuluyor? İkizköylüler, Karacahisarlılar, Turgutlular, Deştinliler, Köyceğizliler, Ulalılar, Fethiyeliler, Ortacalılar, Dalamanlılar, Datçalılar, Marmarisliler, Kavaklıldereliler, Seydikemerliler bu planın neresindeler?
Kıyı işgallerinin baş sorumlusu MUÇEV stratejik ortak, peki işgallere karşı mücadele veren halk nerede?
Paydaş listesine baktığımızda MUÇEV adını görmek biz Muğlalılar için oldukça ürkütücü. Her ne kadar adında 'vakıf' ibaresi olsa da bir anonim şirket olan MUÇEV, Muğla bölgesinde kamusal alanların ticarileştirilmesinin, kıyı yağmasının baş sorumlusudur. Üstelik Muğla BŞB ve Datça Belediyesi tarafından da dava açılmış, kıyıların bu şirkete ihalesiz olarak devredilmesinin yasaya aykırılığı Danıştay tarafından onaylanmış olmasına karşın Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının korumasında kıyı yağmasına devam etmektedir. MUÇEV, Kıyı Kanununa aykırı olarak Muğla'nın birçok kıyı alanında bizzat kendisi ya da kiraya verdiği üçüncü kişiler tarafından inşa edilen yasaya aykırı yapıların ve şezlong işgallerinin sorumlusudur.
Kıyılar işgal altında iken birçok yerel sivil toplum örgütü Fethiye, Datça, Dalyan , Göcek, Bodrum, Marmaris, Akyaka gibi denize, göle, akarsulara kıyısı olan ilçe ve mahallelerde bu imtiyazlı şirketin neden olduğu işgallere karşı mücadele verirken o örgütlerin hiçbirisi 'paydaş' olarak iletişim kurulmamış ve listeye alınmamış. Şunu da eklemekte yarar var: 2020-2024 stratejik planında da bu örgütün ismi paydaş listesinde yer alıyordu ve o plan sürecine katılan sivil toplum örgütlerinin itirazı ile listeden çıkartılmıştı. Şimdi ne değişti de bu şirket yeniden listeye girdi, bu dayatmanın açıklaması nedir?
Muğla'da iklim değişikliğine karşı bir politika oluşturacak mıyız?
İklim değişikliğine karşı mücadelede biyolojik çeşitliliğin ve doğal yaşam alanlarının korunması temel konudur. Bu anlamda Muğla bölgesi birçok hassas ekosisteme evsahipliği yapıyor. Bölgemizde dört tane özel çevre koruma bölgesi, orman ekosistemleri, sulak alanlar, milli parklar, kıyı ekosistemleri, önemli doğa alanları mevcut. Ne yazık ki özenle korumamız gereken bu ekosistemlerle birlikte tarım alanları, zeytinlikler ve köyler; maden, enerji, sanayi, turizm ve kentleşme baskısı altında yok olma tehditi ile karşı karşıya. Eğer Muğla'da iklim değişikliğine karşı bir politika oluşturulacaksa, tüm bu yıkım projelerine karşı Muğla genelinde halkın verdiği mücadelelerin ortaklaştırılması, doğanın korunması ortak bir kent politikasına dönüştürülmesi zorunluluktur. Muğla halkının, demokratik kitle örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin, odaların, baronun, ilçe belediyelerinin ve Büyükşehir Belediyesinin birlikte sorumluluk aldığı, kentin bugünün ve geleceğinin topyekün savunulacağı bir politika. Muğla BŞB'den tam da bu konuda öncülük yapması, stratejik plan sürecini bunun için bir zemine dönüştürmesi beklenirken, BŞB'nin yıkımın tarafı olanları paydaş olarak kabul edip, Muğlalılara, bu yıkımın mağdurlarına, yıkımlara karşı duranlara söz hakkı, politikaların oluşturulma sürecine katılma hakkı tanımaması kabul edilemez. En azından 'halkçı belediyecilik'ten anladığımız bu değil.
Stratejik Planda üniversite öğrencilerini kimler temsil ediyor?
Yaklaşık 50.000 öğrencisi ile Muğla Sıtkı Koç man Üniversitesine ev sahipliği yapan Muğla'nın rahatlıkla bir öğrenci kenti olduğu söylenenilir. Ancak paydaş listesine bakıldığında hiçbir öğrenci temsilcisi örgütün listede olmadığı görülüyor. Buna karşılık Muğlalı öğrencilerin temsilcisi olarak kabul edilemeyecek olan İlim Yayma Cemiyeti paydaş olarak listede yer alıyor. Bu örgütün kendi isteği ile mi yoksa BŞB'nin özel daveti ile mi, yoksa BŞB dışından dayatılarak mı listeye alındığı açıklanması gereken bir durumdur.
Mevsimlik işçiler bu kentin asli unsurları değil midir?
Muğla'da turizm, tarım, maden ve inşaat sektöründe taşeron işçi olarak binlerce emekçi çalışmaktadır. Paydaş listesine baktığımızda, çoğu mevsimsel işçi olan ve sendikasız çalışan bu emekçilerin stratejik planda temsiliyetinin sağlanmadığı görülüyor. Öğrenciler gibi onların da yaşadıkları sorunların, taleplerinin dile getirilmesinin önemsenmediğini anlıyoruz. Muğla'da her yıl iş cinayetlerinde birçok işçinin yaşamını yitirdiği dikkate alındığında bu da kabul edilemez bir eksiklik olarak dikkat çekiyor.
Anketle katılımcılık olur mu?
MSİ olarak nihayet katılma talebimizin onaylandığını bildiren resmi yazıyı aldığımızda çok şaşırdık. Zira, politikaların oluşturulduğu sürece etkin katılarak diğer sivil toplum örgütleri ve halkın temsilcileri ile birlikte paylaşmak üzere önerilerimizi hazırlamaya başlamışken gelen yazıda bize yalnızca bir anketin web adresi gönderilmişti. Yani bize 'hak' görülen katılım şansı, yalnızca bir anket doldurmaktan öteye gitmiyordu. Üstelik bu anketin linki yalnızca BŞB'nin paydaş listesine kattığı örgütlere gönderiliyordu.
Ankete baktığımızda ise çok seçmeli sorularla sunulan seçeneklerden birinin işaretlemesi isteniyor, oldukça daraltılmış bir alanda sivil toplum örgütlerinin fikir belirtmesi bekleniyor. BŞB'nin SP yöneticilerine telefonla ulaşarak yüz yüze toplantıların olup olmayacağını sorduğumuzda eğer 'zaman kalırsa' bir toplantı yapılabileceği yanıtını aldık. MSİ olarak durumu değerlendirdiğimizde, Muğla genelinde birçok örgütün bileşeni olan bir örgüt olarak böylesine kısıtlanmış, doğrudan söz hakkı tanınmayan bir stratejik plan sürecinin ne katılımcılığından, ne de şeffaflığından söz edilemeyeceği; sermaye odakları ile birlikte hazırlanacak bir stratejik planın paydaşı olamayacağımız değerlendirmesinde bulunduk.
Muğla Büyükşehir Belediyesi yönetimine soruyoruz:
⦁Muğla genelinde yüzlerce doğa koruma ve kent hakkı mücadelesi veren örgüt varken neden bu örgütler sürece davet edilmedi? 2020-2024 stratejik plan sürecinde katılımcı bir süreçte gerçekleşen paydaş analizi sonucunda oluşturulan 268 demokratik kitle ve sivil toplum örgütünün yer aldığı, üstelik hiçbir şirketin yer almadığı bir paydaş listesi arşivinizde mevcut iken neden o listenin güncellenerek genişletilmesi yoluna gidilmedi? Oluşturduğunuz paydaş listesine önceki plan sürecinde sivil toplum örgütlerinin itirazı ile çıkartılan şirketler, örgütler neden yeniden listeye alındı?
⦁Kentin doğasını, yaşam kaynaklarını, sağlığını, huzurunu, sosyal barışı tehdit eden birçok unsur varken bu sorunların analizi yapılmaksızın yalnızca anketle kent vizyonu, stratejik plan hazırlanması demokratik midir? Sınırlı sayıda seçilmiş sivil toplum örgütünün katılmasına izin vererek yaptığınız anket çalışması sonucunda oluşturacağınız stratejik planı katılımcı, şeffaf ve hesap verebilir belediyecilik anlaşıyınız ile nasıl bağdaştırabiliyor sunuz?
⦁Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras'ın seçim öncesinde termik santrallerin ve kömür ocaklarının kapatılması, termik santrallere su tahsislerinin iptal edilmesi için idari/hukuki mücadele etme, kapatılacak işletmelerde çalışan işçiler için doğayla dost alternatif iş imkanlarının oluşturulması konusunda verdiği sözlerin karşılığının stratejik planda yer almaması Muğlalılar için büyük bir düş kırıklığı olmuştur. Zira konunun asli unsurlarının davet edilmediği bir stratejik plan sürecinden bu yönde eylem planlarının oluşturulmasını beklemek mümkün değil. Verilen sözlerin yerine getirilmesi için somut adım atıldığını ne zaman görebileceğiz?
Muğlalılara reva görülen, katılımcı ve şeffaf olmayan, sermaye odaklarıyla ve Muğlalıları temsil etmeyen örgütlerle birlikte kotarılmaya çalışılan bu süreç sonucunda ortaya çıkacak olan stratejik planı meşru bulmayacağımızı, Muğla Büyükşehir Belediye yönetimine ve kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.
Muğla’nın Fethiye ilçesine bağlı köylerde son yıllarda sular/dereler şirketlere teslim edilirken suya erişemeyenler, köylüler de birbirine düşürülmekte.
Dereler önce HES yapımı için şirketlere devredildi. Ardından bölgede suya ulaşamayanlar arasında su ihtiyacına çözüm üretilme bahanesi ile şirketlere su tahsisleri yapıldı. Bu amaçla 16 Temmuz 2024’te Fethiye’de Söğütlü köyünün suyunu karşıladığı Bozluca suyu Fethiye Sulama Birliği’ne tahsis edildi.
Söğütlü köylüleri, su kaynaklarına el konulmasına, derelerinden suyun Sulama Birliğine ve Sekiyaka 2 HES e aktarılmasına karşı çıktı.
Fethiye Sulama Birliği ve tahsis dolayısıyla Sekiyaka2 Hidro Elektrik Santrali’nden geçen suyun ulaşacağı köylerin muhtarları, Söğütlü Muhtarı ve azaları hakkında şikayette bulundu.
5 Ağustosta Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından suya müdahale edileceği kararı köylülere tebliğ edildi ve bölgeye jandarma ekipleri ile birlikte iş makineleri yönlendirildi.
Seydikemer Kaymakamı Yıldız Büyüker’in imzası ile köyün muhtarı ve azaları 3091 Sayılı Taşınmaz Mal Zilyetine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamında zilyetlik hakkına tecavüz ettikleri belirtilen yazı ile, köylülerin ve muhtarın itirazlarına karşı idari müdahale başlatıldı. Köylüler, suyu böldürmeyeceklerini belirterek Akçay’ın dere yatağının içinde sularını korumak için oturma eylemi başlattı, iş makinelerinin sularını kesmesine tepki gösterdi. Dün Jandarma ile sivil güvenlik kuvvetleri oturma eylemi yapan köylüleri darp ederek, gözaltına alarak şirketin iş makinaları ile derenin suyunu bölme işlemini başlattı.
DSİ, Fethiye Kaymakamlığı, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkililerinin, Sekiyaka HES üretimi için bölgedeki derelerin sularını şirkete tahsis ettiler. Suya el konulmasını meşrulaştırmaya yönelik tüm bu çabalara karşı Söğütlü köylüleri sularını vermemekte, derelerini parçalamalarına izin vermemekte kararlı.
Bizler Muğla Su İnisiyatifi olarak suların, su havzalarının sermaye birikimine tahsisine karşı verdiğimiz mücadelenin yanısıra yaşam alanlarına ait suları koruyacağımızı, bu amaçla su mücadelesi veren halkların yanında olacağımızı bir kez daha duyuruyoruz.
Meşru olmayan bu saldırılara karşı tüm yetkilileri uyarıyoruz. Dereleri şirketlere vermenizi kabul etmeyeceğiz. Şirketleri kalkındırmak için yaptığınız tüm müdahalelere karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.
Dereleri şirketlerin üretim alanına sokma, yatağını değiştirme kararlarınızı kabul etmiyoruz. Bu kararlarla, verdiğiniz meşru olmayan kararları uygulatmak için güvenlik kuvvetlerini köylülere saldırtarak suç işliyorsunuz. Bu kararları veren, uygulayan her idare, kurum, yetkili yaşamdan yana tutum alması gerekirken yetkisini aşkın kullanarak bu suçu sürdürmektedir. Yaşamını korumaya çalışanları darp ederek, gözaltı ve şiddetle onlara gözdağı vererek kararlarınızı meşrulaştıramazsınız, yaptıklarınız zulümdür.
Bu zulme son verin.
Dereleri de, onlar için mücadele eden yöre halkını da serbest bırakın.
Uyarıyoruz. Şirketlerin değil halkın yaşamını koruyun.
Yaşamın sürmesinin temel unsuru olan suları, su havzalarını şirketlere teslim etmenize, suyu ticarileştirmenize, derelerin akışını değiştirmenize izin vermeyeceğiz.
Bodrum Turgutreis'de Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi'ne (MUSKİ) ait olan kanalizasyon terfi merkezinde temizlik çalışması sırasında metan gazından zehirlenen Mehmet Nuri Baştuğ yaşamını yitirmiş, iki işçi ise yaralanmıştır.
Yaşanan bu kaza, sorumlu konumda bulunan yöneticilerin işçileri gerekli iş güvenliği önlemlerini almadan çalışmaya zorlamaları sonucunda gerçekleşmiştir ve açık bir iş cinayetidir. 2013 yılında Güllük'te meydana gelen benzer bir iş cinayetinde 7 işçi yaşamını yitirmiş olmasına karşın hiçbir yöneticinin hesap vermemesi ve yaşananlardan hiçbir ders çıkartılmamış olması dün aynı şekilde yeni bir cinayete yol açmıştır.
Muğla Su İnisiyatifi olarak Mehmet Nuri Baştuğ'un yakınlarına başsağlığı, yaralanan işçi kardeşlerimize acil şifa diliyoruz. Artık bu cinayetin bir son olması için gerek yüklenici firma gerekse MUSKİ yöneticilerini kapsayan idari ve hukuki soruşturmanın titizlikle yürütülmesini, tüm sorumlular hakkında gerekenin yapılmasını ve gerekli dersler çıkartılarak bundan böyle iş güvenliğinin eksiksiz sağlandığı çalışma koşullarının oluşturulmasını talep ediyoruz. Bu davanın takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.
Yaşam hakkı olan suyun adil olmayan paylaşımı nedeni ile Muğlalılar olarak her geçen yıl susuzluk sorununu daha derin hissediyoruz. Muğla Su İnisiyatifi olarak bugün Karacahisar'ın Suçıkan mevkiinde düzenlediğimiz bu etkinlikle yaşanan adaletsizliğe bir kez daha dikkat çekmek istiyoruz.
Muğla bölgesinde yaşanan susuzluk sorununun temel nedeni, doğayı ve yaşamlarımızı sömürerek on yıllardır yargının verdiği kapatma kararına rağmen çalıştırılmaya devam eden termik santrallerdir. Kemerköy, Yeniköy ve Yatağan termik santralleri, 1996 yılında Aydın İdare Mahkemesinin verdiği kapatma kararına rağmen faaliyetlerine devam ediyorlar. Herkesin bildiği gibi bu karar 2005 yılında AIHM tarafından da onaylanmıştır. Ne ulusal ne de uluslararası hukuku tanıyarak sürdürülen bu yasadışı faaliyetin bedelini bölge halkı olarak hep birlikte ormanlarımızın, tarım alanlarımızın, su kaynaklarımızın, köylerimizin yok edilmesi ve kirletilmesiyle, yaşam kaynağımız toprak, hava ve suyun zehirlenmesi sonucu yakalandığımız ölümcül hastalıklarla başetmek zorunda kalarak bizler ödüyoruz. Diğer yandan iklim krizini her yıl daha şiddetli olarak hissederken, iklim krizinin baş sorumlusu kömürlü termik santrallerin çalışmasına izin veren enerji politikalarına yaşadığımız tüm bu vahşete kayıtsız kalınarak devam ediliyor.
Karacahisar'ın Suçıkan Mevkii, bölgenin önemli yeraltı su kaynaklarının bulunduğu bir nokta. Adından da anlaşıldığı üzere, bir zamanlar zengin su kaynakları olan bir bölge idi. Suçıkan'ın güçlü kaynaklarından çıkan sular Karacahisar ve Gökçeler köyü arasındaki vadiden akarak, Hamzabey Deresini de besliyor, Milas’ın dokuz köyüne içme suyu sağlıyordu. YK Enerji'nin kömür sahalarına suyun girişini engellemek için su havzasında sondajlar yapması sonucu yüzeye yakın sular yerin derinliklerine gönderildi. Eskiden köylülerin içinde yüzebildiği, şırıl şırıl akan dereler artık kurudu. Bölgede zeytincilik, tarım artık yapılamaz hale geldi, dere yataklarında yaşam neredeyse yok oldu.
Karacahisar'ın yaşam kaynakları bir yandan Yeniköy Termik Santrali için kurutulurken, diğer yanda bölgenin kalan su kaynakları Geyik Barajında toplanarak bu santrale soğutma suyu olarak veriliyor. Geyik Barajındaki su Bodrum halkına verilmek yerine büyük bölümü şirkete tahsis edildiği için susuzluk yaşayan Bodrum'a çare olarak yine Karacahisar'ın kaynaklarına daha fazla yükleniliyor, Bodrum'a su taşımak için sondajlar yapılıyor. Akıl almaz bir kısırdöngü içinde, yeni su kaynakları oluşturmak için ekosistemleri daha da bozacak yeni projeler gündeme getiriliyor, krizden yeni rantlar oluşturmanın derdine düşülüyor. Bu projeler kamu yararına değil, yalnızca suyun daha fazla ticarileştirilmesinin aracıdır. Yaşadığımız iklim krizinin doğayı, yaşam kaynaklarını sömürerek, metalaştırarak yol açılan ekolojik yıkımın bir sonucu olduğunu biliyoruz. Yaşamlarımızı ancak bu sermaye kuşatmasından kurtararak özgürleştirebileceğimizin de bilincindeyiz.
Muğla Su İnisiyatifi olarak tüm yetkililere bu kez Suçıkan'dan sesleniyoruz: Bölgemizde yaşanan susuzluğun temelinde yargının verdiği kapatma kararına rağmen faaliyetlerini sürdüren termik santrallerin doğanın ve insanın yaşam hakkı olan suyu bacalarını soğutmak için kullanması, su kaynaklarını kömür çıkarmak için yok etmesi ve kirletmesi yatmaktadır. Bölgede susuzluk sorununu sözde 'çözmek' için havzalar arasında su transferi, desalinasyon, daha fazla yeraltı kuyusu açmak gibi aslında ekolojik krizi daha da derinleştiren girişimlerden vazgeçin. Kamu yararına olacak çözümün yolu, bölge halkının çığlığına kulak vermekten, doğanın korunmasından, adaletin sağlanmasından, hukukun işletilmesinden geçmektedir. Yargı kararını uygulayın, termik santralleri ve onlara kömür sağlayan maden ocaklarını kapatın. Bölge halkı susuzluk çekerken termik santrallere yapılan yönetmeliğe aykırı su tahsislerini iptal edin. Santrallerin işletmecilerine bizlerin vergileri ile sağladığınız teşviklere son verin. Yaşam alanlarımızı yok eden şirket sahiplerine transfer ettiğiniz kaynaklarımızla termik santrallerde, maden ocaklarında çalışan emekçilere insanca ve doğayla barışık iş imkanları oluşturun.
Muğla Su İnisiyatifi
Suçıkan'da yapılan basın açıklaması ve forumun tamamına Gündem Fethiye'nin haberinden erişebilirsiniz.