19 Mart 2025 Çarşamba

Ekrem İmamoğlu’na Gözaltı Anayasa’nın Hiçe Sayılmasıdır


İstanbul Büyükşehir  Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptali sonrasında gözaltına alınması ve sonrasındaki iktidar uygulamaları kabul edilebilir  değildir. İmamoğlu’yla birlikte diploması  iptal edilenler arasında Sorbonne Üniversitesi’nde doktora yapmış bir profesör de yer almaktadır. 

Anayasa’da yer alan masumiyet karinesi, toplantı yürüyüş dahil bütün hakları ihlal eden iktidar uygulamasını protesto ediyoruz. İlk kez olmayan kararın hukukçu sayılanlar tarafından verilmesi vahim bir gelişmeye işaret etmektedir.

Kamuoyuna duyuruyoruz.

Muğla Su İnisiyatifi


10 Mart 2025 Pazartesi

Bakanlık Kızılbük’te ÇED Olumlu Kararından Vazgeçmelidir!


Marmaris-Kızılbük’te Sinpaş tarafından sürdürülen inşaat, ruhsatının iptal edilmesine rağmen devam ediyor. Muğla Valiliği Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü’nün ve Marmaris Kaymakamlığı’nın  Marmaris Belediyesi’ne kaçak ve ruhsatsız inşaatın gereğinin yapılması yazısına karşın baştan itibaren kanuna aykırı ve hukuksuz olan inşaat hızla ilerliyor.

Kızılbük’te 1980’li yıllarda başlayan inşaat Sinpaş tarafından,  hukuka  aykırı olarak tamamlanmak, genişletilmek isteniyor. Sorun 2021’de Muğla Valiliği’nin Çevresel Etki Değerlendirmesi gerekli değildir kararıyla başlıyor. Marmarisli yurttaşların açtığı davaya  Muğla’dan ve Türkiye’nin her yanından kurumlar da müdahil oldu. Bu davada verilen, Danıştay tarafından da onanarak kesinleşen kararda yer verilen bilirkişi raporunda Sinpaş ve iştiraki Kızılbük GYO A. Ş’nin çevreye zarar veren eylemlerine devam ettiği belirtilmiştir. 

Bu karar üzerine şimdi belediyelere yazı yazan Çevre Şehircilik İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün  bağlı olduğu  ÇŞİD Bakanlığınca ÇED süreci işletilmiş, Halkın Katılımı Toplantısı’nın yapılmamasına rağmen, “halk görüş bildirmek istemedi” diye tutanak tutulmuş,  ÇED olumlu kararı verilmiştir. Halkın doğaya ve ekosistemlere zarar veren bir projeyi istemediği açıktır.

Bu kararın Marmarisli yurttaşlar ve Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından dava edilmesi üzerine Muğla İdare Mahkemesi’nce davanın reddine karar verilmiştir. Bu red kararı Danıştay tarafından bozulmuş, 15 Kasım 2024’te bozmaya uyularak ikinci keşif yapılmıştır.  Kanun’da azami sürenin  3 ay olduğu belirtilmesine karşılık, tam 4 aydır bilirkişi raporu düzenlenmemiştir; bir an önce bilirkişi raporu düzenlenmelidir. Önceki davada doğaya, ekosistemlere zarar verdiği mahkeme kararına geçmiş ve Danıştayca  onanmış  olan kararda yer alan bilirkişi raporuna uygun şekilde yürütmenin durdurulmasına ve davanın kabulüne, işlemin iptaline karar verilmelidir.

Muğla Su İnisiyatifi olarak dün Marmaris Belediyesi’nce kaçak inşaatı yıkmaya dair  karar  alınarak   gereğinin yapılmasına davet etmiş; sermayenin yararına, doğanın aleyhine yürüyen inşaata artık tahammülümüzün kalmadığını belirtmiştik.    

Bugün de Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nı doğanın, ekosistemlerin korunması için Kızılbük için verdiği ÇED olumlu kararındaki ısrarından vaz geçmeye çağırıyoruz.

Kamuoyuna ve basına saygı ile duyuruyoruz.

Muğla Su İnisiyatifi


8 Mart 2025 Cumartesi

Marmaris Belediyesini göreve davet ediyoruz : Kızılbük'te mühürlenen inşaatlar için yıkım sürecini derhal başlatın!

Marmaris Milli Parkı sınırları içinde Türkiye'nin en önemli doğa alanlarından biris olan Kızılbük'te Sinpaş GYO tarafından inşa edilen Kızılbük Resort Otel ve Devremülk Projesi, tüm yargı kararlarına ve Marmaris Belediyesi tarafından inşaat ruhsatlarının iptal edilmesine  karşın büyük bir hızla  devam etmektedir.

Yargı kararlarını yok sayarak sürdürülen bu faaliyet nedeni ile eşsiz orman ve kıyı ekosistemleri, biyolojik çeşitlilik ve su varlıkları yok edilmektedir. Ülkemizde yaşanan en büyük ekokırım suçlarından birisine izin verilmektedir. 

Marmaris Belediyesi, adı geçen işletme hakkında bu faaliyetleri nedeni ile para cezaları keserek inşaat  ruhsatlarını iptal etmiş olmasına oluşan  karşın söz konusu inşaatlar için henüz yıkım kararı almadığı anlaşılmaktadır. Böylesine büyük bir ekolojik yıkım gece gündüz sürdürülürken Marmaris Belediyesinin yıkım kararını uygulamaya almaması kabul edilemez. 

3194 Sayılı İmar Kanununun 32. Maddesinde Büyükşehir Belediyesi olan yerlerde,  ilçe belediye sınırları içerisinde kalan bir inşaatla ilgili proje onayı, ruhsat verilmesi, ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı bir inşaatın mühürlenerek durdurulması, ruhsat iptali ve yıkma kararı verilmesi gibi işlemleri tesis etmek görev ve yetkisini o ilçe belediyesine aittir.

Doğanın sermaye tarafından talan edilmesine tahammülümüz kalmamıştır. Muğla Su İnisiyatifi olarak Marmaris Belediye Yönetimini yasayla verilen  görev ve yetkilerini kullanarak mühürlenen inşaatlar hakkında derhal yıkım kararı alarak yıkım sürecini biran önce başlatmaya davet ediyoruz. 

Bu arada söz konusu yıkım projesi için Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen 'Çed olumlu' kararının Danıştay tarafından bozulması sonrasında şirket tarafından yeniden Bakanlıktan çed olumlu kararı alınmaya çalışıldığını dikkate alarak  yeniden bir kez daha yargı süreci başlamıştır. Devam eden ekolojik yıkımın boyutlarını ve toplumda oluşan Bakanlığın önüne çed onayı için gelmiştir. Bakanlığı da toplumdmahkeme ve bilirkişi kararlarını, toplumda dikkate alarak bu yıkım sürecini durdurararak bu konunun kmauoyu gündeminden çıkartmaya davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Muğla Su İnisiyatifi

20 Şubat 2025 Perşembe

Muğla’daki Termik Santraller Danıştay ve AİHM Kararlarıyla Kapatılmıştı !

Son günlerde Tes-İş Sendikası  Muğla Şubesi Yatağan Termik  Elektrik Santralinin (TES) kömür çıkaramama nedeniyle zor durumda olduğunu belirterek siyasi partilerin Muğla örgütlerini dolaşıyor, raporlar sunuyor. Oysa bu santral(ler) diğer iki santral gibi Yeniköy ve Kemerköy TES, Aydın İdare Mahkemesi’nin Danıştayca onanan kararıyla 1996 yılında kapatılmıştı. Ayrıca AİHM de 2005 tarihli kararıyla mahkeme kararına uyulması gerektiğini gerekçesinde belirterek santrallerin kapatılmasının gerekli olduğuna karar verdi.  Bakanlar Kurulu’nun  Türkiye hukuk tarihinde ilk olmayan, idare tarafından mahkeme kararlarına uyulmamasına karar vermesiyle santraller 30 yıldır hala çalışıyor.

Muğla Su İnisiyatifi olarak, mahkemenin kararının uygulanmasını istiyoruz. Partilerin ve Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin santralde çalışan işçilerin işsiz kalmasına seyirci kalamayacakları ortada. Ama, Yatağan TES’in 2020 Ocak ayında sembolik olarak kapatılması üzerine, Sendika Muğla Şubesi Mali Sekreteri’nin yerel basında yayınlanan yazısında, biz ekolojistleri mealen ‘kıçıkırık çevreciler’ olarak tanımlayan, CHP milletvekillerini de “Siz oy istemeye gelirsiniz…” diye tehdit etmesini unutmadan.

Sendika’nın 187 işçinin işten atılmasına karşılık (gerçekte, 420  işçinin işten çıkarılacağı iddia ediliyor) işverenin tarafını tutup, işçilerin, işten atılmasını tevekkülle karşılamasını tavsiye etmekten başka yapacakları olduğunu  hatırlatırız. İşçilerin işten atılması birinci dereceden işverenin ve sendikanın sorumluluğundadır. İşveren bunu öngörmek zorundadır;  ama işveren kâr peşinde, güneş enerjisi santralini, ihale şartlarına aykırı olarak Yatağan’ın maden çukurlarına kurmakla meşgul. İşçilerin ne olacağı umurunda değil!

Muğla Su İnisiyatifi Turgut yeraltı kömür ocağının ÇED olumlu kararının iptalini sevinçle karşıladı. Gerekçede önemli bir yer tutan yer altı sularının olumsuz etkileneceği, tarım alanlarında önemli çökmeler olacağı uyarısına aldırmayan işveren ise mahkeme kararını temyiz etmekle meşgul oldu. Turgut’ta köy meydanındaki çeşme bin yıldan sonra kurudu. Halkın suyunu, bu arada Dipsiz Kaynağını  enerji üretim şirketlerine veren Devlet Su İşleri. DSİ tarımsal sulama amaçlı Hayırlı Barajı’nın yapımından vazgeçen devlet kurumudur; idarenin kararlarında, uygulamalarında kamunun yararı olmadığı ortada.

İşverenin ekolojik varlıklara ve insanlara verdiği zararlar saymakla bitmez:

Kırk beş bin insanın erken ölümüne neden olan santrallerin Kapubağ’daki  radyoaktif elementleri de içeren, Yatağan TES’in atıksularıyla oluşan gölet zehir kusuyor. 

Kral yoluna kazı sponsoru olan Yatağan A.Ş.; yerinde korunması gereken Stratonikea Antik Kenti ile Lagina Kutsal alanı arasındaki tarihi yolun kömür ve pasa alanlarına rastlayan kesimlerinden çıkan tarihi eserleri Muğla müzesine ve Stratonikea’ya götürüyor. 

Sendika bunlarla uğraşacağına başka işler peşinde; işçilerin işten atılmasını normal karşılayan bir sendika düşünebiliyor musunuz? 

Ekolojik yıkımın devam etmesini istiyor, bununda ilgili siyasi partilere işçi sayısını abartan rapor hazırlamakla meşgul. Muğla’nın geleceği umurlarında mı? 

“Benden sonra tufan!” anlayışına son vermek gerekir.

Yeniköy ve Kemerköy de aynı durumda. Yeniköy TES Muğla’nın/Bodrum’un su kaynaklarından Geyik  Barajı’nda biriken suyun önemli miktarını tüketiyor; Geyik Barajı’ndan beslenen İkizköy’ü yaz ortasında 1 hafta susuz bırakacak kadar.  

Akbelen’de su açısından önemli olan ormandaki ağaçların kesilmesi için bütün hukuksuzluklar sergilendi; yetmedi, zeytinlikler de yok edilecek. Ancak unutmayalım ki, Zeytin Kanunu’nda  değişiklik önerisi  Akbelenlilerin/İkizköylülerin  direnciyle TBMM Komisyonu’ndan geri çekildi.

Şimdi Kemerköy TES için kömür depolama alanı ve liman yapılacak; bunun hazırlıkları yapılıyor. Bir yandan da  Güllük Limanı’ndan  konveyörlerle kömür taşınması için uğraşılıyor.  “Sendika’nın raporu n’oluyor bu durumda, ‘yerli ve milli’ enerji  n’oluyor?” diye soruyoruz?  

Her şey sermaye için; sermayenin ulusu, coğrafyası yoktur; kâr nerede ise ona bakar; Muğla’nın geleceği umurlarında mı?

Raporları ve sözleri ile ürettikleri gerçek dışı beyanları ciddiye almanın mümkün olmadığını bir kez daha belirtiyoruz. Santral kapatılırsa Muğla’da elektrik kesintileri olacak iddiasının asılsız olduğunu, Türkiye’nin enterkonnekte  sisteme geçtiğini, Muğla’da  üretilen elektriğin üçte birinin Muğla’da tüketildiğini, santrallerin çalışmasının kömür madenlerinde kömür çıkartılamayacak duruma eriştiğini hatırlatıyoruz. Santrallerin çalışmasına dair Bakanlar  Kurulu kararının  alındığı 1996’da da gerçekçi olmadığını, Muğla’da elektrik kesintisinin o tarihte de yaşanmadığını söylemek isteriz. 

Muğla Su İnisiyatifi olarak yaşam alanlarını korumanın, ormanların, suların, tarım alanlarının, kıyıların madenler ile tahrip edilemeyeceğini, Yatağan TES v.b. ile havzanın işgal edilmesine ivedilikle son verilmesini bir kez daha hatırlatıyoruz. Yaşama, emeğe, doğal ve kültürel varlıklara karşı şirketler ve ilgili idareler tarafından yürütülen işlere, kararlara karşı mücadele etmeye devam edeceğimizi duyuruyoruz. 

Muğla Su İnisiyatifi

14 Ocak 2025 Salı

Muğla'da Suyun Ticarileştirilmesinin Boyutları (*)

İklim krizi bir gerçeklik, ancak bu kriz insanın doğayla kurduğu sömürü ilişkisinin bir sonucu. Krizin nedeni doğanın kendini yenilemesine izin vermeyecek şekilde talan edilmesidir. Küresel ısınma, biyolojik çeşitlilik kaybı, susuzluk doğaya zarar veren insan faaliyetlerinin bir sonucudur. Bugün susuzlukla baş edebilmek için önerilen yöntemlerden birisi olan susuz peyzaj konusunu konuşuyoruz. Elbette kaynakların kıtlaştığı koşullarda duruma uyum sağlamak için  her türlü tasarruf yöntemini konuşmak ve uygulamak zorundayız. Ancak yaşanan susuzluğu sanki doğadaki döngüsel değişimlerin doğal  sonucuymuş gibi ele alıp, yalnızca uyum sağlamaya yönelik bir takım teknik çözümlerle yetinmeye çalışırsak asıl sorunu  perdelemiş oluruz. Susuzluk sorununa dair bir durum tespiti yapacaksak öncelikle sorunun politik yönüne bakmamız gerekiyor.  Su yalnızca insanların değil tüm canlıların yaşamı için gereklidir. Yaşam hakkı olan su madencilik, sanayi, enerji, turizm gibi sektörlerin su havzalarını tahrip eden sermaye faaliyetlerinin bir girdisine dönüştürülerek metalaştırılıyor. İnsan da dahil doğadaki tüm canlılar ancak bu üretim faaliyetlerinden arta kalan suyla yaşamaya mahkum ediliyorlar. Yaşam hakkına el koyarak yürütülen bu faaliyetler aynı zamanda çok büyük bir adalet sorunudur.

Dünyada doğayı ve emeği metalaştırma sürecinin giderek daha pervasız bir hal almasına bağlı olarak  suya el konulması da her geçen gün yeni boyutlar kazanmaktadır. Ülkemiz ve Muğla bölgesi de bundan payını almaktadır. Bugün Muğla'nın birçok bölgesinde  suya el konulması nedeni ile yaşam hakkı olan suya erişim güçleşmektedir. Su, giderek yalnızca bedelini ödeyebilenlerin erişebildiği, yoksulların, hayvanların ve bitkilerin erişemediği bir metaya dönüşmektedir.

Muğla Su İnisiyatifi tüm canlıların yaşam hakkı olan suyun özgürleştirilmesi için mücadele etmek üzere politik bir perspektifle  bir yıl önce Muğla genelinde sivil toplum örgütleri ve yurttaşların biraraya gelmesi ile kurulmuştur. MSİ olarak içinde yer aldığımız mücadele süreçlerinden örnekler vererek suya el konulmasının örneklerini aktarmaya çalışacağım.

İlk olarak MSİ'nin kurulmasına vesile olan, Milas ve Yatağan bölgelerinin su havzalarında toplanan suyun DSİ tarafından Yatağan ve Yeniköy termik santrallerine tahsis edilmesi ile başlamak uygun olacaktır.  Eğer bu santrallere verilen su halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanılmış olsa bugün Bodrum ve Milas bölgesinde susuzluk sorunu yaşanmıyor olacaktı. Muğla bölgesindeki üç termik santral kırk yıldır doğayı, yaşam alanlarını,  havayı, suyu, toprağı zehirliyor. Köyler, ormanlar, zeytinlikler, tarım alanları yok ediliyor. Zehirli havayı solumak  zorunda bırakılan insanlar  solunum yolu hastalıkları ve kanser yüzünden ölüyorlar. Geyik Barajında tutulan içilebilir kalitedeki  14,5 Milyon ton suyun 9 Milyon tonu Yeniköy Termik Santraline soğutma suyu olarak tahsis edilmiştir, ancak artan miktarı Bodrum'a içme suyu olarak verilmektedir.  Yatağan bölgesindeki Dipsiz yeraltı suları da Yatağan termik santraline aynı amaçla tahsis edilmiştir. Akbelen'de Bodrum bölgesini besleyen su havzasının üzerindeki orman Yeniköy termik santraline kömür sağlamak için yok edilmiştir. Bodrum ve Milas bölgesinde yaşan susuzluk iklim krizine bağlanırken yaşam hakkı olan su yaşam düşmanı termik santrallere  tirbünlerini soğutsun diye tahsis edilebilmektedir.

1993 yılında henüz bu santraller özelleştirilmeden önce köylülerin açtığı dava sonucunda Aydın İdare Mahkemesi  Kemerköy, Yeniköy ve Yağan termik santralleri hakkında yaşam alanlarına zarar verdiği için kapatma kararı  vermiş, Danıştay kararı onaylamış ancak zamanın hükümeti Bakanlar Kurulu kararı ile mahkeme kararını tanımadığını ilan edebilmiştir. Bunun üzerine davacıların başvurduğu AIHM de 2005 yılında yerel mahkemelerin verdiği kapatma kararını onaylamıştır. Tüm bunlar ne yazık ki Anayasasında hukuk devleti yazan ülkemizde gerçekleşmektedir. Hükümet yetkilileri mahkeme kararlarını tanımadıklarını ilan edebilmekte ve bu hukuksuzluk yaklaşık 30 yıldır sonraki hükümetler tarafından sürdürülebilmektedir. MSİ üyesi yurttaşlar ve sivil toplum örgütleri olarak bir yıl önce bu hukuksuzluğa da dikkat çekerek yaşam hakkı olan suyun termik santrallere tahsisin iptalini talep ederek DSİ'ye dava açtık. Girişimlerimiz  sonucunda bu davaya MUSKİ de yurttaşların yanında müdahil olmuştur.

Su dağıtım yetkisini elinde bulunduran devlet kurumları, mahkeme kararını uygulayarak iklim değişikliğinin ve susuzluğun en önde gelen sorumlularından olan termik santralleri kapatmak, su tahsislerini iptal ederek yaşam hakkını halka ve tüm canlılara iade etmek yerine su üzerinden  yeni rant alanları oluşturmak için krizi fırsata dönüştürmek istemektedir.  Maden, sanayi, enerji ve turizm  şirketleri tarafından su havzalarına el konulması, kirletilmesi, yok edilmesi  yüzünden  su varlıkları hızla azalırken, temiz suya erişim gittikçe zorlaşmakta ve pahalanmaktadır. Muğla bölgesinde  su havzalarını besleyen, koruyan ormanların %59'u için maden ruhsatı verilmiştir. Daha kıymetli hale gelen suyun tedariki için deniz suyunu tuzdan arındırmak,  yeraltı sularını tamamen tüketecek düzeyde daha fazla kuyu  açmak ya da başka havzalardan borularla su taşımak gibi projeler çözüm olarak sunulmaktadır. Kamu yararınaymış gibi sunulan tüm bu projeler, aslında ekosistemlere geri dönüşü olmayan yeni zararlar verecek, suyu daha fazla metalaştıracak geçici çözümlerdir. Bu projelerin işletmecileri zengin olurken halk daha fazla fatura ödeyecektir. Örneğin Bodrum bölgesinin su sorununu çözmek adına gündeme getirilen desalinasyon veya Sandras'tan Bodrum'a su taşıma projeleri tam da bu tür projelerdir. 

Termik santrallerin ve onlara kömür sağlayan maden ocaklarının yaşam hakkı olan suyu yok etmesine, su havzalarını kirletmesine yargı kararına rağmen göz yummaya devam edilirken gelecekte bölge halkı suya erişmek için çok daha yüklü bedeller ödeyecek ve ekosistemler, biyolojik çeşitlilik daha hızlı yok olacak, iklim krizi daha da hızlanarak devam edecektir.  Ne yazık ki susuz peyzaj uygulamaları da susuzluk sorununa çare olmayacaktır. 

Mahkeme kararları uygulanarak termik santraller kapatılırken santrallerde ve kömür ocaklarında çalışanlara yaşam dostu iş imkanları sağlayan bir adil geçiş süreci bir an önce başlatılmalıdır. Ne yazık ki bu hukuksuzlukla mücadele etmek yalnızca halkın, sivil toplum örgütlerinin sırtına yüklenmiştir. Politikacıların, yerel yöneticilerin  kömürlü termik santrallerden çıkış konusunda hiçbir somut adım attığını göremiyoruz. 

Milas, Karacahisar-Suçıkan mevkiinde Yeniköy termik santraline kömür sağlamak için açılan maden ocaklarını su basmasın diye derin sondajlar yapılarak yerüstü sularının derinlere gönderilmesi sonucunda Hamzabey Deresi kurutulmuş, derenin yaşam verdiği 9 tane köyün suyu kömür için yok edilmiştir.  Suçıkan'da artık su çıkmıyor.

Muğla bölgesinin en önemli su havzalarından olan ve Dalyan-Köyceğiz ÖÇK Bölgesini besleyen Sandras Dağı'nın yeraltı ve yerüstü suları gittikçe artan bir ticari kuşatma altına girmektedir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının hızla verdiği 'çed olumlu' kararları sonucunda Sandıras Dağı'nın su havzalarını koruyan ormanlar büyük bir tehdit altına girmiştir. Bir yandan su havzaları açılan maden ocakları tarafından hızla  yok edilirken, giderek daha kıymetli hale gelen yeraltı suları şişelenerek satılmak üzere Valilik tarafından ihaleyle kiraya verilebilmektedir. Evlerimizde içilebilir kalitede suyun ücretsiz sağlanması yerine yeraltı suları şirketlere kiralanarak halk içilebilir suyu pet şişelerde satın almaya zorlanmaktadır. 

Tarım amaçlı sulama için  yapılan Akköprü Barajı özelleştirilmek istenmekte, Balcılar'da Namnam çayı üzerinde ormanları ve su havzasını tahrip edecek bir baraj planlanmakta, Dalaman-Kapıkargın sulak alanı Turizm Bölgesi ilan edilmekte, Bodrum ve Milas Bölgelerinde golf sahaları gibi aşırı su tüketen turizm tesisleri ve imar düzenlemeleri yapılmakta, Fethiye-Söğütlü'de köylülerin tarımsal sulamada kullandıkları suya el konularak bir HES şirketine tahsis edilmekte, Marmaris-Kızılbük'te Milli Park alanı içerisinde doğal yaşam yok edilerek, deniz doldurularak otel yapılabilmekte, Gökova Öçkb içerisindeki sulak alanı üzerinde Millet Bahçesi planlanabilmektedir. Milas - Güllük'te özelleştirilen kanalizasyon hizmetleri nedeni ile  halk atık su için fahiş fiyatlar ödemek zorunda bırakılmaktadır.

Örnekler çoğaltılabilir. Bu uygulamlar gelecek kuşakların ve tüm canlıların yaşam hakkı olan suya el koymakta, yok etmekte, gittikçe azalan temiz suyu daha fazla rant elde etmenin aracına dönüştürmekte, halkının talepleri, uyarıları, itirazları dikkate alınmamaktadır.

Muğla Su İnisiyatifi olarak 'Su yaşam hakkıdır, ticarileştirilemez' diyoruz ve tüm Muğla halkını bu konuda politik olmaya, yaşam hakkını birlikte daha güçlü savunmaya davet ediyoruz. 


* Bu sunum Muğla Su İnisiyatifi adına Serdar Denktaş tarafından 13 Ocak 2025 tarihinde Muğla Serbest Mimarlar Derneği ve Muğla BŞB tarafından düzenlenen İklim Değişikliği Bağlamında Susuz Peyzaj Çalıştayı'nda yapılmıştır.

17 Ekim 2024 Perşembe

Prim değil rüşvet...TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu istifa etmelidir

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, katıldığı bir televizyon programında iş insanı Ali Ağaoğlu’nun Bodrum’daki inşaatını devraldıklarını belirterek, “4 bin tane villa yapacağız. Dünya Kupası’na katıldığımız takdirde bu evlerden futbolcularımıza vereceğiz” demiştir.

Daha önce Ali Ağaoğlu tarafından gündeme getirilen bu projeye neden olacağı ekolojik tahribat nedeni ile bölge halkı ve sivil toplum örgütleri tarafından yoğun olarak karşı çıkılmıştır. TMMOB ve MUÇEP tarafından açılan davada proje için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen 'ÇED Olumlu' kararı  Muğla 2. İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Ancak iptal kararından sonra ikinci kez başvurusu yapılan proje için Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yeniden 'Çed Olumlu' kararı vermiştir. Muğla BŞB tarafından yeniden açılan yürütmeyi durdurma talepli iptal davası  devam etmektedir. 

Milas - Güllük Deltası üzerinde planlanan bu proje Bargilya Sulak Alanının hemen yanındadır ve  planlanan bölge 2001 yılında IBA (Important Bird Area) tarafından korunması gereken bölge ilan edilmiştir. Bu proje ile sulak alanın  tahrip edileceği bilirkişi raporu ile de ortaya konmuş ve yargı tarafından iptal edilmiştir. Diğer yandan bölgede suyun adil olmayan yönetimi nedeni ile zaten su kıtlığı yaşanırken bu proje ile 30 bin kişilik yeni bir tüketim yükü getirilecek ve su sorunu katlanarak artacaktır. 

Söz konusu proje TFF'nin değil,  TFF başkanı İbrahim Hacısmanoğlu'nun kişisel projesidir ve Ali Ağaoğlu'nun gerçekleştiremediği  projeyi satın alarak sürdürmek istemektedir. TFF Başkanı  yapmayı planladığı villaların bir kısmını milli takım futbolcularına başarı primi olarak 'bağış' yapmayı teklif etmektedir.  Hacıosmanoğlu'nun bölge halkının ve yargının izin vermediği projenin yolunu açmak için 'milli duyguları' da işin içine sokarak yaptığı bu teklif ile devlet kurumlarına ve yargıya verdiği mesajlar açık bir rüşvet verme girişimidir. Bir devlet kurumunun yönetici konumundaki kişinin devlet memuru itibarını kullanarak kişisel zenginliğini arttırmak için  böyle bir teklifte bulunabilmesi bu ülkenin yurttaşlarına yapılmış bir hakarettir, utanç vericidir.  İbrahim Hacıosmanoğlu derhal bulunduğu TFF başkanlığından istifa etmeli, hakkında devlet görevini suistimal etmesi nedeni ile idari ve hukuki işlem başlatılmalıdır.

Muğla Su İnisiyatifi olarak suyun ticarleştirilmesine karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Nasıl ki yaşam hakkı olan suyun termik santrallere tahsis edilmesine karşı mücadele ediyorsak sulak alanlarımızın, sularımızın Hacıosmanoğlu'na sermaye  yapılmasına da izin vermeyeceğiz.    

Kamuoyuna Saygılarımızla,

Muğla Su İnisiyatifi


2 Ekim 2024 Çarşamba

MUSKİ yurttaşların DSİ'ye açtığı davaya müdahil oldu

 


Muğla Su İnisiyatifi'nin öncülüğünde yurttaşların ve sivil toplum örgütlerinin Devlet Su İşleri'ne Yatağan ve Yeniköy termik santrallerine yapılan su tahsislerinin iptal edilmesi için açtıkları davada  Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Mahkemeye yurttaşların yanında davaya katılma dilekçesi verdi.

Yurttaşların açtığı davada, özellikle Bodrum bölgesinde yaşanan susuzluk sorununun temel nedeni olarak Geyik Barajı'ndan Yeniköy termik santraline ve Dipsiz yeraltı sularının Yatağan termik santraline soğutma suyu olarak kullanılmak üzere tahsis edilmesi  gösterilmişti. Açılan davada DSİ'nin yaşam hakkı olan suyu termik santrallere tahsis etmesinin Su Tahsisleri Yönetmeliği'ne aykırı olduğu belirtilmişti. Dava dilekçesinde ayrıca; su tahsisi yapılan bu termik santraller haklarında 1996 yılında Aydın İdare Mahkemesi tarafından verilmiş kapatma kararı olduğu, bu kararın daha sonra Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da onaylanmış olduğu ifade edilerek faaliyetlerine yasadışı olarak devam ettikleri, yasadışı faaliyet gösteren bu tesislere su tahsis edilmesinin anayasal hukuk devleti normları ile bağdaşmadığı da belirtilmişti.

Muğla Su İnisiyatifi gönüllüleri yerel seçim sonrasında Muğla Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Aras'ı ziyaret ederek yurttaşların açtığı bu davaya Muğla BŞB'nin ve MUSKİ'nin de yurttaşların yanında yer alarak katılmasını talep etmişlerdi. Muğla Su İnisiyatifi'nin değerlendirilmek üzere dava dilekçesinin kopyasını gönderdiği MUSKİ Yönetimi,  Danıştay 10. Dairesi'nde görülen davaya 17 Eylül 2024 tarihinde dilekçe vererek müdahil oldu.

BARGİLYA SULAK ALANI’NA DOLGU YAPILAMAZ! DOĞA TAHRİBATINA DERHAL SON VERİLSİN

  Kamuoyuna ve ilgili tüm kurumlara çağrımızdır: Bargilya Sulak Alanı’ndaki dolgu faaliyetleri derhal durdurulmalıdır! Muğla’nın Milas ilçes...