13 Mayıs 2025 Salı

DOĞA 2009/7 SAYILI GENELGEYLE KAYBEDİYOR!

Devlet Su İşleri tarafından yapılması planlanan Bodrum Barajı mahkeme kararına rağmen 2009/7 sayılı Genelge’ye göre tekrar gündemde. Bu Genelge, üzerinden 2 Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği ve birçok değişikliği geçmiş olmasına rağmen, sermayeden yana olan merkezi iktidarın vazgeçmediği anayasa-üstü bir genelge.

Bu Genelge’ye karşı, Sivas’ta Bakırtepe başta olmak üzere, bütün hukuki yollar denendi.   Bakırtepe’de 4 kez ÇED olumlu kararı iptal edilmesine ve Genelge’nin iptali konusunda hukuki olarak her şey yapılmasına rağmen, Genelge halen yürürlükte ve Bodrum Barajı’nda karşımıza çıkıyor. 

Adı konulmuş biçimde Muğla’da Bodrum Barajı, Deştin Çimento Fabrikası ve Karacasögüt İskelesi’nde uygulanan, adı konmamış birçok ‘proje’de uygulanan/uygulanacak olan 2009/7 sayılı Genelge’yi reddediyoruz. Türkiye’de Bakırtepe ve Kazdağları başta olmak üzere birçok uygulama Genelge’ye göre yapılıyor.

Bu Genelge yürürlükteyken, Anayasa hukukçularına göre ekoloji davası kazanmak imkânsız.  Kaldırılması sermayenin bir araçtan yoksun kalması anlamına geliyor.  Anayasa’nın kurallarının, Anayasa Mahkemesi kararlarının “Canımızın istediğini uygularız, canımız istemeyince arkasından dolanırız.” derekesine   düştüğü; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için de bunun geçerli olduğu herkesin malumu. 

Genelge bu anlayışın ekoloji alanındaki karşılığıdır; tanımıyoruz. 

Bodrum Barajı’nın mahkeme kararıyla iptal edilen önceki ÇED olumlu kararının nihai raporuna karşı açılan ve kazanılan davanın bilirkişi raporunda “… bu çalışmalar esnasında oluşacak kirlilik ekosistemin besin zincirinin bozulmasına, türlerin üreme alanlarının daralmasına veya kaybolmasına ve popülasyon yoğunluklarının azalmasına neden olacağı…” belirtilmektedir.    

Mahkeme kararında, gen ormanlarını yok edecek projenin, “… ancak barajın toz yayıcı işlemlerin gerçekleşeceği, baraj inşaatı sırasındaki toz yayıcı işlemlerin zeytinler ve diğer bitkiler   üzerinde olumsuz etkilerinin olacağının bir gerçek olduğu…’ vurgulanıyor. 

Bunun nesi anlaşılmaz, yeniden ÇED süreci işletilip, ÇED olumlu kararı alınır? Anlaşılmaz bir   şey yok; ÇED olumlu kararının tek açıklaması var, sermayenin çıkarlarını korumak. Devlet Su İşleri bütçesinin önemli bir bölümü bizim, kamunun vergilerinden oluşuyor; ama projelerin uygulanması için halkın, yani kamunun ne dediğinin önemi yok. Yani, AİHM kararlarıyla yerleşen uluslararası hukuku kötüye kullanan bir sistem var; Bodrum Barajı’nda yeniden ÇED olumlu kararı verildi. 

Türkiye’de uygulanan, uygulanmak istenen projeler mahkeme kararıyla iptal edilirse, gelsin 2009/7 sayılı Genelge. Bakanlık   tarafından ÇED olumlu kararı verilen/verilecek birçok projede böyle oldu/olacak.  Türkiye bir hukuk devletiyse, ki Anayasa’da öyle yazıyor, idarenin bütün tasarruflarının yargı denetimine tabi olması, yargının bağımsızlığı da vazgeçilmezdir. Muğla’daki 3 santral için verilmiş mahkeme kararlarına ve AİHM kararına rağmen, idarenin tasarrufuyla Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy (Gökova) santralleri yirmi yıl sonra hala çalışmaya devam ediyor. Böyle bir siyasetin meşruiyeti olamaz. 

Muğla Su İnisiyatifi olarak 2009/7 sayılı Genelge’nin uygulanmasını reddediyoruz; kaldırılmasını istiyoruz. Bütün ekoloji hareketlerini ve onların öncülüğünde vatandaşları, milletvekillerini, siyasi partileri, ilgili meslek odalarını imzaya ve Genelge’yi  uygulayan yürütmenin keyfiliğini sorgulamak için TBMM’yi göreve çağırıyoruz. 

Muğla Su İnisiyatifi

28 Nisan 2025 Pazartesi

Kanal İstanbul Nedeniyle Operasyon Kabul Edilemez

İstanbul Belediyesi’nde gözaltına alınanların Kanal İstanbul için yıkım kararı nedeniyle gözaltına alındığı belirtiliyor. İstanbul’da 23 Nisan 2025’te yaşanan deprem Kanal İstanbul’u yeniden gündeme getirmiştir. Bilim insanları projenin yapılmasının İstanbul açısından bir felaket olduğunu dile getirmektedir.

Bilirkişi raporuna dayanan ve 2024 Aralık ayında verilen mahkeme kararında İstanbul Çevre Düzeni Planı değişikliği iptal edilmiştir. Bu kararla Kanal İstanbul‘da TOKİ tarafından yapılmak istenen ve Sazlıdere’de inşaatına başlanan yapının ruhsatsız olduğu ortadadır. 

Sazlıdere Barajı İstanbul’un su kaynaklarından biridir. Milyonlarca insanın suyuyla böyle oynanamaz. Sulak alan olan Kanal İstanbul nedeniyle binlerce insan yerinden olma, ekolojik yaşam yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Yaşam alanları ne siyasi ne de hukuki kararlarla yok edilemez!

Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecinde açılan davalarda Danıştay bilirkişi incelemesine karar vermiştir. Kasım-2024 ayında yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenecek bilirkişi raporu umarız davacılar lehine olacak, Kanal İstanbul’un yapılamayacağını belirtecektir. Bunun Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptaline karar verilen mahkeme kararı ile uyumlu olacağı açıktır. Çevre Kanunu’nda ve bu Kanun uyarınca çıkarılan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliğinin 6. maddesinde, “Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez.” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca, ÇED olumlu kararının iptali için açılan davada bilirkişilerin raporunun davacılar lehine olmasını bekliyoruz. Mahkemelerce de buna göre karar verileceği açıktır.

Muğla Su İnisiyatifi olarak, merkezi iktidarı Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptaline  karar verilen mahkeme kararına, Anayasa ve yasalara uymaya davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyururuz.


Muğla Su İnisiyatifi



14 Nisan 2025 Pazartesi

Kamuoyuna



Akbelen'de Jandarmaya görev yaptırmama ve hakaretten bir yurttaş, Güven Göknar hakkında ceza davası açıldı; ilk duruşması 08.04.2025 günü yapıldı. “Hem suçlu hem güçlü.” sözünü hatırlatır biçimde, son derece yakın mesafeden yurttaşlara gaz sıkmanın, basın emekçilerini ayırmaksızın muamele etmenin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Arkadaşımızın Jandarmaya direndiğini söylemek de güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanması da sanığın seçilerek hakkında dava açıldığını gösteriyor; bunun suçla, yargılamayla ilgili olmadığı açık. Asıl suçlu, bu emri verenlerdir. Akbelen ormanını savunmak suç değildir.

Diğer bir yurttaş, Tuncer Saraçoğlu da termik santrallere (TES) su verilmesini protesto ettiği için 14 Nisan'da Cumhurbaşkanına hakaretten ceza davasında yargılanacak.
Akbelenli yurttaşın TES'ler hakkındaki ifadeleri son derece yerinde ve hakaret içermemektedir. “AKP halka hesap verecek!” Cumhurbaşkanına hakaret sayılıp, Adalet Bakanlığı'nca da dava açılmasına izin verilmesi kabul edilemez. Bu, tüm yurtta protestolarda atılan bir slogandır! Yüz binlerce insanı mı yargılayacaksınız?

Akbelen direnişinin başından beri, çok sayıda insan ceza istemiyle yargılandı, yargılanıyor. Yargılanan insanlara çeşitli cezalar verildi ya da verilecek. Hukukun rafa kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz maalesef. Bu davalarda yargılanan yurttaşları savunmak, aynı zamanda hukuku savunmak anlamına geliyor.
Bu yargılamaların Muğla'da olması, son derece vahim bir gelişmedir. Muğla'da da yaşamı imkansız kılmaya yönelik; hukukun, anayasanın olmadığı bir düzen yaratılmaya çalışılıyor. Anayasal bir hakkın, protesto etme hakkının kullanılması suç sayılıyor. Bu ülkede bütün olumsuzluklarına rağmen bir anayasa ve yasalar var. Anayasa'ya uyulmayan, yasaların hiçe sayıldığı; bir genelgeyle, tebliğle, anayasanın yasaların değiştirildiği ve mahkemelerin ona göre karar verdiği bir ülke istemiyoruz.

Muğla Su İnisiyatifi olarak yargılanan yurttaşların yanındayız. Tüm demokratik kitle örgütlerini ve yurttaşları Anayasa'da yer alan bir hakkın kullanılmasının cezalandırılması anlamına gelen ceza davalarına sanıklar yanında müdahil olmaya çağırıyoruz.
Kamuoyuna saygı ile duyururuz.


Muğla Su İnisiyatifi

19 Mart 2025 Çarşamba

Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras'a ve Gazetecilere Yapılan Saldırıyı Kınıyoruz !

 


Tes-İş ve Maden İş sendikaları Muğla Şubeleri işçileri kömür tedarikinin zora girmesi nedeni ile Muğla'daki termik santrallerin kapanma aşamasına gelmesi üzerine  görüşmek için  buluştukları  Büyükşehir Belediye Bakanı Ahmet Aras’a baret fırlatma  biçiminde bir saldırı gerçekleştirmiş ve Ahmet Aras toplantıyı terk etmek zorunda kalmıştır. Olay sırasında kadın gazeteci Ümmü Gülsüm Dural'ın da boğazı sıkılmak suretiyle saldırıya uğramıştır. Bu saldırıları kınıyoruz.

Sendika yetkilileri Büyükşehir Belediye Başkanının saldırıya uğraması öncesinde  Muğla BŞB’ye raporlar sunmuş;  Muğla’da kömür sahalarında kömür üretimi yapılmadığını söyleyerek duruma müdahale  edilmesini istemiştir. BŞB Başkanı, konuşması sırasında sendikaların kendisine söylediklerini işverene de söylemeleri gerektiğini; Yatağan’da 500 işçinin işten atılmasının sorumlusu olmadığını belirtmiştir.  

Geçtiğimiz günlerde BŞB Yatağan-Turgut’ta yer alan yeraltı kömür madeninin ÇED olumlu kararının Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı dava sonucunda iptal edilmişti. Yeraltı kömür ocağı, Çevre Şehircilik ve  İklim Değişikliği Bakanlığı'nın verdiği ÇED olumlu kararına karşı, biri Muğlalı yurttaşlar tarafından olmak üzere üç dava açılmış ve bu davalar davacılar lehine sonuçlanmıştır. Danıştay’ın bu davada ikinci kez karar vermesiyle Yatağan  Termik Santralinde kullanılacak kömürün çıkarılması imkansız hale gelmiştir.

Bu yargı kararından çok önce, 1994 yılında Muğla'daki üç termik santral için yurttaşların açtığı dava sonucunda çevreye verdiği zarar nedeni ile zaten kapatma kararı verilmiş, 2005 yılında bu karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından onaylanmıştır.  Ancak yargı kararlarına rağmen bu santraller faaliyetlerine devam ediyorlar.   Bunun yanı sıra, Devlet Su İşleri’nin yasadışı faaliyet gösteren bu santrallere su tahsisini iptal etmesi için Muğla Su İnisiyatifi öncülüğünde Muğlalıların açtığı davanın da devam ettiğini belirtmek isteriz. 

Adı geçen  sendikalar ve termik santral işletmecileri hukuksuz faaliyetlerini çok iyi bilmelerine  rağmen, şimdi bir kez daha hukukun tanınmamasını, yargı kararına rağmen kömür sahalarının genişletilmesini talep ediyorlar.  Yıllardır faaliyetlerini Anayasaya ve yasalara aykırı olarak sürdüren işveren ve sendikalar, sanki kendilerine hukuksuz davranılıyormuş da bu yüzden şimdi işçilerin işten çıkarılması gündeme gelmiş gibi davranıyorlar.

Sendikaların yapması gereken, durumu işverene anlatıp, işçileri mağdur etmeyecek önlemlerin alınmasını sağlamaktır. Bu sorumluluk öncelikle termik santral işletmecisinindir ve santral işçilerini sahip olduğu diğer şirketlerde istihdam edebilir. Diğer yandan, iklim değişikliğinin baş sorumlusu olan termik santrallerin kapatılması uluslararası sözleşmeler gereğidir ve kapatma sürecinde santrallerde ve kömür tedarikinde çalışan işçilerinin mağdur edilmemesi için  bir adil geçiş sürecinin işletilmesi  merkezi hükümetin görevidir. Bu görev yerine getirilirken termik santrallere halkın vergileriyle oluşmuş bütçe kaynakları aktarılmamalıdır.

Muğla Su İnisiyatifi olarak, merkezi iktidarın tarım arazilerini, ormanları, biyolojik çeşitliliği, su havzalarını yok eden; toprağı, suyu, havayı zehirleyen, yaşam hakkı olan suyu yaşamı katleden  tesislere tahsis eden, iklimi değiştiren bu politikalardan vazgeçmesini; anayasal hukuk devleti gereği yargı kararlarını uygulamasını talep ediyoruz. Bu anlamda Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras'ın halkın talebi olan 'Kömürsüz Muğla' için  yapacağı her türlü idari ve hukuki girişimi desteklediğimizi kamuoyuna saygı ile duyururuz.

Muğla Su İnisiyatifi

Ekrem İmamoğlu’na Gözaltı Anayasa’nın Hiçe Sayılmasıdır


İstanbul Büyükşehir  Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptali sonrasında gözaltına alınması ve sonrasındaki iktidar uygulamaları kabul edilebilir  değildir. İmamoğlu’yla birlikte diploması  iptal edilenler arasında Sorbonne Üniversitesi’nde doktora yapmış bir profesör de yer almaktadır. 

Anayasa’da yer alan masumiyet karinesi, toplantı yürüyüş dahil bütün hakları ihlal eden iktidar uygulamasını protesto ediyoruz. İlk kez olmayan kararın hukukçu sayılanlar tarafından verilmesi vahim bir gelişmeye işaret etmektedir.

Kamuoyuna duyuruyoruz.

Muğla Su İnisiyatifi


10 Mart 2025 Pazartesi

Bakanlık Kızılbük’te ÇED Olumlu Kararından Vazgeçmelidir!


Marmaris-Kızılbük’te Sinpaş tarafından sürdürülen inşaat, ruhsatının iptal edilmesine rağmen devam ediyor. Muğla Valiliği Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü’nün ve Marmaris Kaymakamlığı’nın  Marmaris Belediyesi’ne kaçak ve ruhsatsız inşaatın gereğinin yapılması yazısına karşın baştan itibaren kanuna aykırı ve hukuksuz olan inşaat hızla ilerliyor.

Kızılbük’te 1980’li yıllarda başlayan inşaat Sinpaş tarafından,  hukuka  aykırı olarak tamamlanmak, genişletilmek isteniyor. Sorun 2021’de Muğla Valiliği’nin Çevresel Etki Değerlendirmesi gerekli değildir kararıyla başlıyor. Marmarisli yurttaşların açtığı davaya  Muğla’dan ve Türkiye’nin her yanından kurumlar da müdahil oldu. Bu davada verilen, Danıştay tarafından da onanarak kesinleşen kararda yer verilen bilirkişi raporunda Sinpaş ve iştiraki Kızılbük GYO A. Ş’nin çevreye zarar veren eylemlerine devam ettiği belirtilmiştir. 

Bu karar üzerine şimdi belediyelere yazı yazan Çevre Şehircilik İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün  bağlı olduğu  ÇŞİD Bakanlığınca ÇED süreci işletilmiş, Halkın Katılımı Toplantısı’nın yapılmamasına rağmen, “halk görüş bildirmek istemedi” diye tutanak tutulmuş,  ÇED olumlu kararı verilmiştir. Halkın doğaya ve ekosistemlere zarar veren bir projeyi istemediği açıktır.

Bu kararın Marmarisli yurttaşlar ve Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından dava edilmesi üzerine Muğla İdare Mahkemesi’nce davanın reddine karar verilmiştir. Bu red kararı Danıştay tarafından bozulmuş, 15 Kasım 2024’te bozmaya uyularak ikinci keşif yapılmıştır.  Kanun’da azami sürenin  3 ay olduğu belirtilmesine karşılık, tam 4 aydır bilirkişi raporu düzenlenmemiştir; bir an önce bilirkişi raporu düzenlenmelidir. Önceki davada doğaya, ekosistemlere zarar verdiği mahkeme kararına geçmiş ve Danıştayca  onanmış  olan kararda yer alan bilirkişi raporuna uygun şekilde yürütmenin durdurulmasına ve davanın kabulüne, işlemin iptaline karar verilmelidir.

Muğla Su İnisiyatifi olarak dün Marmaris Belediyesi’nce kaçak inşaatı yıkmaya dair  karar  alınarak   gereğinin yapılmasına davet etmiş; sermayenin yararına, doğanın aleyhine yürüyen inşaata artık tahammülümüzün kalmadığını belirtmiştik.    

Bugün de Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nı doğanın, ekosistemlerin korunması için Kızılbük için verdiği ÇED olumlu kararındaki ısrarından vaz geçmeye çağırıyoruz.

Kamuoyuna ve basına saygı ile duyuruyoruz.

Muğla Su İnisiyatifi


8 Mart 2025 Cumartesi

Marmaris Belediyesini göreve davet ediyoruz : Kızılbük'te mühürlenen inşaatlar için yıkım sürecini derhal başlatın!

Marmaris Milli Parkı sınırları içinde Türkiye'nin en önemli doğa alanlarından biris olan Kızılbük'te Sinpaş GYO tarafından inşa edilen Kızılbük Resort Otel ve Devremülk Projesi, tüm yargı kararlarına ve Marmaris Belediyesi tarafından inşaat ruhsatlarının iptal edilmesine  karşın büyük bir hızla  devam etmektedir.

Yargı kararlarını yok sayarak sürdürülen bu faaliyet nedeni ile eşsiz orman ve kıyı ekosistemleri, biyolojik çeşitlilik ve su varlıkları yok edilmektedir. Ülkemizde yaşanan en büyük ekokırım suçlarından birisine izin verilmektedir. 

Marmaris Belediyesi, adı geçen işletme hakkında bu faaliyetleri nedeni ile para cezaları keserek inşaat  ruhsatlarını iptal etmiş olmasına oluşan  karşın söz konusu inşaatlar için henüz yıkım kararı almadığı anlaşılmaktadır. Böylesine büyük bir ekolojik yıkım gece gündüz sürdürülürken Marmaris Belediyesinin yıkım kararını uygulamaya almaması kabul edilemez. 

3194 Sayılı İmar Kanununun 32. Maddesinde Büyükşehir Belediyesi olan yerlerde,  ilçe belediye sınırları içerisinde kalan bir inşaatla ilgili proje onayı, ruhsat verilmesi, ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı bir inşaatın mühürlenerek durdurulması, ruhsat iptali ve yıkma kararı verilmesi gibi işlemleri tesis etmek görev ve yetkisini o ilçe belediyesine aittir.

Doğanın sermaye tarafından talan edilmesine tahammülümüz kalmamıştır. Muğla Su İnisiyatifi olarak Marmaris Belediye Yönetimini yasayla verilen  görev ve yetkilerini kullanarak mühürlenen inşaatlar hakkında derhal yıkım kararı alarak yıkım sürecini biran önce başlatmaya davet ediyoruz. 

Bu arada söz konusu yıkım projesi için Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen 'Çed olumlu' kararının Danıştay tarafından bozulması sonrasında şirket tarafından yeniden Bakanlıktan çed olumlu kararı alınmaya çalışıldığını dikkate alarak  yeniden bir kez daha yargı süreci başlamıştır. Devam eden ekolojik yıkımın boyutlarını ve toplumda oluşan Bakanlığın önüne çed onayı için gelmiştir. Bakanlığı da toplumdmahkeme ve bilirkişi kararlarını, toplumda dikkate alarak bu yıkım sürecini durdurararak bu konunun kmauoyu gündeminden çıkartmaya davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Muğla Su İnisiyatifi

BARGİLYA SULAK ALANI’NA DOLGU YAPILAMAZ! DOĞA TAHRİBATINA DERHAL SON VERİLSİN

  Kamuoyuna ve ilgili tüm kurumlara çağrımızdır: Bargilya Sulak Alanı’ndaki dolgu faaliyetleri derhal durdurulmalıdır! Muğla’nın Milas ilçes...