14 Haziran 2025 Cumartesi

Muğla Valiliğinin Açtığı Dava


Muğla Valiliği’nin Muğla Büyükşehir Belediye Meclisi’nin  Nazım İmar Planı’nın (NİP) iptali kararına  karşı, yürütmesinin durdurulması ve iptal talebiyle açtığı dava vahim bir duruma işaret ediyor. Muğla Valiliği merkezi iktidardan, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan (ÇŞİDB) talimat almadan bu  davayı açmaz/açamaz.

İlk kez, çimento fabrikasının ÇED olumlu kararına karşı 2006 yılında   Deştin köylüleri dava açtı ve kazandı.  Aradan 20  yıla yakın zaman geçtikten sonra verilen ÇED olumlu kararına da dava açıldı ve bu dava da kazanıldı. Üçüncü kez,  2009/7 sayılı Genelge’ye göre düzenlenen ÇED raporuyla ÇED olumlu kararı almak olsa olsa halkı cezalandırmak, “çimento fabrikasını her ne pahasına olursa olsun yapacağım” anlamına gelir. Bu, Anayasa’yı, Kanun’u, mahkeme kararını tanımıyorum demektir. Bir valilik bunu yapabilir mi, yapıyor. Kamunun yararını gözetmeyen bir merkezi iktidar ve onun atadığı vali   bunu yapıyor.

Davada davacının iddiası, eski, 2006 yılındaki Deştin imar planına dayanıyor; tıpkı Marmaris-Kızılbük’te Sinpaş tarafından İçmeler Belediyesi’nin eski planına dayanıldığı gibi. Deştin Belediyesi’nin 2014 yılında BŞB’nin kurulmasıyla ortadan kalktığı   Aydın Muğla Denizli çevre düzeni planının yürürlüğe girdiği 2011 yılında eski planların yürürlükten kalktığı açık. Planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırı Deştin imar planının geçerli olmadığı ortadadır. 

Söz konusu dava iki yanıyla anayasaya aykırı;  birincisi Çevresel Etki Değerlendirmesi kararının  alınması konusunda: 2009/7 Genelge konusunda Anayasa Mahkemesi ihlal kararı vermiştir ve mahkemeye gönderilen kararla dava yeniden görülmektedir. (https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2017/33865)  Yani ÇED raporunu 2009/7 sayılı Genelgeye göre onaylamak  imkansızdır. 

Anayasa’ya ikinci aykırılık imar planları konusundadır. Gerek İmar Kanunu’nda    Aralık 2024’te yapılan değişiklikle anayasaya aykırılığın giderilmeye çalışıldığı 1 no.lu Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin bazı maddelerini iptal eden, imar hakkının belediyeye ait olduğunu karara bağlayan ve kararnamenin iptaline yol açan (https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2023/180);  gerekse belediyelerin  yetkilerini ÇŞİDB’ye devreden yine 1 no.lu CB kararnamesinin bazı maddelerini iptal eden  Anayasa Mahkemesi kararlarına (https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/106) aykırı  olarak dava açılmıştır. Anayasaya aykırılık İmar Kanununda yapılan değişiklikle giderilemez yeni anayasaya aykırılıklar ortaya çıkar.

Mahkemenin davayı en azından, Kent Konseyine ve ikinci davada davacı olan Akdeniz Yeşilleri Derneği’ne;  ikinci ÇED olumlu kararının iptal edilmesini sağlayan davacılara ihbar etmesi gerekir. Danıştay tarafından da onanan mahkeme kararına göre davacıların menfaati olduğu açıktır; aksi halde davacının davacı olma ehliyetinin yokluğu nedeniyle dava reddedilirdi. Eğer, davanın ihbarı menfaati etkilenenlere yapılıyorsa, ikinci ÇED olumlu kararı davacılarına davanın ihbarı şarttır.  ÇED davalarında mahkemeler davayı ihbar kararı alıyorlar; mahkemenin bu  kararı  eğer menfaatin etkileneceği iddiasına dayanıyorsa, davayı ihbar kararı vermesi gerekir.

Muğla Büyükşehir Belediyesinin nazım  imar planını iptal eden kararı yerindedir. Muğla Su İnisiyatifi olarak, davada Muğla BŞB’yi destekliyoruz. Muğla Barosu’nun hukuk kurumu olarak davaya müdahil olmasını istiyoruz. Davayı son çare olarak gören, kamusal hak savunusunun esas olduğunu kabul eden Muğla Su İnisiyatifi katılımcısı yurttaşlar ve demokratik kitle örgütleri haklı  olan Büyükşehir Belediyesi’nin  yanında  olduğumuzu bildiriyoruz. 

Kamuoyuna saygı ile duyururuz.

Muğla Su İnisiyatifi 

5 Haziran 2025 Perşembe

Kamuoyuna

Bugün dünya çevre günü. Kutlanacak bir gün olmaktan epey uzak. Geçen yıl 29.  düzenlenen Birleşmiş  Milletler  İklim Değişikliği Konferansı hükumetler arası panelinin (COP-29) 2 trilyon doların  üzerinde bir finansman ihtiyacı olduğu söyleniyor ve devletlerin hiçbiri bu parayı vermeye niyetli değil.

Türkiye, daha önce sermayeye sunulmuş olan İklim Kanunu taslağı ile  karbon fiyatlandırma ve emisyon ticaret sistemini yürürlüğe koymaya çalışıyor. Teklif, Meclis’te demokratik kitle örgütlerinin ciddi muhalefeti ile karşılaştı.

Bu arada sermaye, güya iklim krizi  ile mücadele edecek. İklim krizine olumsuz katkı sağlayacak her şey yapılırken, iklim krizinden bahsetmek olsa olsa Türkiye sermayesinin icadıdır.

Savaşlar bir yandan sürerken, suyun ticarileştirilmesi ve suyun ekosistemler arasında taşınmasını  kolaylaştıracak her şey yapılırken,  su varlıklarından söz etmek, suyla ilgili tartışmalar beyhude olmaktan öteye geçemeyecektir.

Muğla Su İnisiyatifi olarak, Dünya Çevre Gününde çevreyi katletmenin değil, dünyanın gerçekten ekolojiye duyarlı olmasının kutlanacak  bir gün olacağını biliyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyururuz.

Muğla Su İnisiyatifi

13 Mayıs 2025 Salı

DOĞA 2009/7 SAYILI GENELGEYLE KAYBEDİYOR!

Devlet Su İşleri tarafından yapılması planlanan Bodrum Barajı mahkeme kararına rağmen 2009/7 sayılı Genelge’ye göre tekrar gündemde. Bu Genelge, üzerinden 2 Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği ve birçok değişikliği geçmiş olmasına rağmen, sermayeden yana olan merkezi iktidarın vazgeçmediği anayasa-üstü bir genelge.

Bu Genelge’ye karşı, Sivas’ta Bakırtepe başta olmak üzere, bütün hukuki yollar denendi.   Bakırtepe’de 4 kez ÇED olumlu kararı iptal edilmesine ve Genelge’nin iptali konusunda hukuki olarak her şey yapılmasına rağmen, Genelge halen yürürlükte ve Bodrum Barajı’nda karşımıza çıkıyor. 

Adı konulmuş biçimde Muğla’da Bodrum Barajı, Deştin Çimento Fabrikası ve Karacasögüt İskelesi’nde uygulanan, adı konmamış birçok ‘proje’de uygulanan/uygulanacak olan 2009/7 sayılı Genelge’yi reddediyoruz. Türkiye’de Bakırtepe ve Kazdağları başta olmak üzere birçok uygulama Genelge’ye göre yapılıyor.

Bu Genelge yürürlükteyken, Anayasa hukukçularına göre ekoloji davası kazanmak imkânsız.  Kaldırılması sermayenin bir araçtan yoksun kalması anlamına geliyor.  Anayasa’nın kurallarının, Anayasa Mahkemesi kararlarının “Canımızın istediğini uygularız, canımız istemeyince arkasından dolanırız.” derekesine   düştüğü; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için de bunun geçerli olduğu herkesin malumu. 

Genelge bu anlayışın ekoloji alanındaki karşılığıdır; tanımıyoruz. 

Bodrum Barajı’nın mahkeme kararıyla iptal edilen önceki ÇED olumlu kararının nihai raporuna karşı açılan ve kazanılan davanın bilirkişi raporunda “… bu çalışmalar esnasında oluşacak kirlilik ekosistemin besin zincirinin bozulmasına, türlerin üreme alanlarının daralmasına veya kaybolmasına ve popülasyon yoğunluklarının azalmasına neden olacağı…” belirtilmektedir.    

Mahkeme kararında, gen ormanlarını yok edecek projenin, “… ancak barajın toz yayıcı işlemlerin gerçekleşeceği, baraj inşaatı sırasındaki toz yayıcı işlemlerin zeytinler ve diğer bitkiler   üzerinde olumsuz etkilerinin olacağının bir gerçek olduğu…’ vurgulanıyor. 

Bunun nesi anlaşılmaz, yeniden ÇED süreci işletilip, ÇED olumlu kararı alınır? Anlaşılmaz bir   şey yok; ÇED olumlu kararının tek açıklaması var, sermayenin çıkarlarını korumak. Devlet Su İşleri bütçesinin önemli bir bölümü bizim, kamunun vergilerinden oluşuyor; ama projelerin uygulanması için halkın, yani kamunun ne dediğinin önemi yok. Yani, AİHM kararlarıyla yerleşen uluslararası hukuku kötüye kullanan bir sistem var; Bodrum Barajı’nda yeniden ÇED olumlu kararı verildi. 

Türkiye’de uygulanan, uygulanmak istenen projeler mahkeme kararıyla iptal edilirse, gelsin 2009/7 sayılı Genelge. Bakanlık   tarafından ÇED olumlu kararı verilen/verilecek birçok projede böyle oldu/olacak.  Türkiye bir hukuk devletiyse, ki Anayasa’da öyle yazıyor, idarenin bütün tasarruflarının yargı denetimine tabi olması, yargının bağımsızlığı da vazgeçilmezdir. Muğla’daki 3 santral için verilmiş mahkeme kararlarına ve AİHM kararına rağmen, idarenin tasarrufuyla Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy (Gökova) santralleri yirmi yıl sonra hala çalışmaya devam ediyor. Böyle bir siyasetin meşruiyeti olamaz. 

Muğla Su İnisiyatifi olarak 2009/7 sayılı Genelge’nin uygulanmasını reddediyoruz; kaldırılmasını istiyoruz. Bütün ekoloji hareketlerini ve onların öncülüğünde vatandaşları, milletvekillerini, siyasi partileri, ilgili meslek odalarını imzaya ve Genelge’yi  uygulayan yürütmenin keyfiliğini sorgulamak için TBMM’yi göreve çağırıyoruz. 

Muğla Su İnisiyatifi

28 Nisan 2025 Pazartesi

Kanal İstanbul Nedeniyle Operasyon Kabul Edilemez

İstanbul Belediyesi’nde gözaltına alınanların Kanal İstanbul için yıkım kararı nedeniyle gözaltına alındığı belirtiliyor. İstanbul’da 23 Nisan 2025’te yaşanan deprem Kanal İstanbul’u yeniden gündeme getirmiştir. Bilim insanları projenin yapılmasının İstanbul açısından bir felaket olduğunu dile getirmektedir.

Bilirkişi raporuna dayanan ve 2024 Aralık ayında verilen mahkeme kararında İstanbul Çevre Düzeni Planı değişikliği iptal edilmiştir. Bu kararla Kanal İstanbul‘da TOKİ tarafından yapılmak istenen ve Sazlıdere’de inşaatına başlanan yapının ruhsatsız olduğu ortadadır. 

Sazlıdere Barajı İstanbul’un su kaynaklarından biridir. Milyonlarca insanın suyuyla böyle oynanamaz. Sulak alan olan Kanal İstanbul nedeniyle binlerce insan yerinden olma, ekolojik yaşam yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Yaşam alanları ne siyasi ne de hukuki kararlarla yok edilemez!

Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecinde açılan davalarda Danıştay bilirkişi incelemesine karar vermiştir. Kasım-2024 ayında yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenecek bilirkişi raporu umarız davacılar lehine olacak, Kanal İstanbul’un yapılamayacağını belirtecektir. Bunun Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptaline karar verilen mahkeme kararı ile uyumlu olacağı açıktır. Çevre Kanunu’nda ve bu Kanun uyarınca çıkarılan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliğinin 6. maddesinde, “Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez.” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca, ÇED olumlu kararının iptali için açılan davada bilirkişilerin raporunun davacılar lehine olmasını bekliyoruz. Mahkemelerce de buna göre karar verileceği açıktır.

Muğla Su İnisiyatifi olarak, merkezi iktidarı Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptaline  karar verilen mahkeme kararına, Anayasa ve yasalara uymaya davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyururuz.


Muğla Su İnisiyatifi



14 Nisan 2025 Pazartesi

Kamuoyuna



Akbelen'de Jandarmaya görev yaptırmama ve hakaretten bir yurttaş, Güven Göknar hakkında ceza davası açıldı; ilk duruşması 08.04.2025 günü yapıldı. “Hem suçlu hem güçlü.” sözünü hatırlatır biçimde, son derece yakın mesafeden yurttaşlara gaz sıkmanın, basın emekçilerini ayırmaksızın muamele etmenin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Arkadaşımızın Jandarmaya direndiğini söylemek de güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanması da sanığın seçilerek hakkında dava açıldığını gösteriyor; bunun suçla, yargılamayla ilgili olmadığı açık. Asıl suçlu, bu emri verenlerdir. Akbelen ormanını savunmak suç değildir.

Diğer bir yurttaş, Tuncer Saraçoğlu da termik santrallere (TES) su verilmesini protesto ettiği için 14 Nisan'da Cumhurbaşkanına hakaretten ceza davasında yargılanacak.
Akbelenli yurttaşın TES'ler hakkındaki ifadeleri son derece yerinde ve hakaret içermemektedir. “AKP halka hesap verecek!” Cumhurbaşkanına hakaret sayılıp, Adalet Bakanlığı'nca da dava açılmasına izin verilmesi kabul edilemez. Bu, tüm yurtta protestolarda atılan bir slogandır! Yüz binlerce insanı mı yargılayacaksınız?

Akbelen direnişinin başından beri, çok sayıda insan ceza istemiyle yargılandı, yargılanıyor. Yargılanan insanlara çeşitli cezalar verildi ya da verilecek. Hukukun rafa kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz maalesef. Bu davalarda yargılanan yurttaşları savunmak, aynı zamanda hukuku savunmak anlamına geliyor.
Bu yargılamaların Muğla'da olması, son derece vahim bir gelişmedir. Muğla'da da yaşamı imkansız kılmaya yönelik; hukukun, anayasanın olmadığı bir düzen yaratılmaya çalışılıyor. Anayasal bir hakkın, protesto etme hakkının kullanılması suç sayılıyor. Bu ülkede bütün olumsuzluklarına rağmen bir anayasa ve yasalar var. Anayasa'ya uyulmayan, yasaların hiçe sayıldığı; bir genelgeyle, tebliğle, anayasanın yasaların değiştirildiği ve mahkemelerin ona göre karar verdiği bir ülke istemiyoruz.

Muğla Su İnisiyatifi olarak yargılanan yurttaşların yanındayız. Tüm demokratik kitle örgütlerini ve yurttaşları Anayasa'da yer alan bir hakkın kullanılmasının cezalandırılması anlamına gelen ceza davalarına sanıklar yanında müdahil olmaya çağırıyoruz.
Kamuoyuna saygı ile duyururuz.


Muğla Su İnisiyatifi

19 Mart 2025 Çarşamba

Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras'a ve Gazetecilere Yapılan Saldırıyı Kınıyoruz !

 


Tes-İş ve Maden İş sendikaları Muğla Şubeleri işçileri kömür tedarikinin zora girmesi nedeni ile Muğla'daki termik santrallerin kapanma aşamasına gelmesi üzerine  görüşmek için  buluştukları  Büyükşehir Belediye Bakanı Ahmet Aras’a baret fırlatma  biçiminde bir saldırı gerçekleştirmiş ve Ahmet Aras toplantıyı terk etmek zorunda kalmıştır. Olay sırasında kadın gazeteci Ümmü Gülsüm Dural'ın da boğazı sıkılmak suretiyle saldırıya uğramıştır. Bu saldırıları kınıyoruz.

Sendika yetkilileri Büyükşehir Belediye Başkanının saldırıya uğraması öncesinde  Muğla BŞB’ye raporlar sunmuş;  Muğla’da kömür sahalarında kömür üretimi yapılmadığını söyleyerek duruma müdahale  edilmesini istemiştir. BŞB Başkanı, konuşması sırasında sendikaların kendisine söylediklerini işverene de söylemeleri gerektiğini; Yatağan’da 500 işçinin işten atılmasının sorumlusu olmadığını belirtmiştir.  

Geçtiğimiz günlerde BŞB Yatağan-Turgut’ta yer alan yeraltı kömür madeninin ÇED olumlu kararının Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı dava sonucunda iptal edilmişti. Yeraltı kömür ocağı, Çevre Şehircilik ve  İklim Değişikliği Bakanlığı'nın verdiği ÇED olumlu kararına karşı, biri Muğlalı yurttaşlar tarafından olmak üzere üç dava açılmış ve bu davalar davacılar lehine sonuçlanmıştır. Danıştay’ın bu davada ikinci kez karar vermesiyle Yatağan  Termik Santralinde kullanılacak kömürün çıkarılması imkansız hale gelmiştir.

Bu yargı kararından çok önce, 1994 yılında Muğla'daki üç termik santral için yurttaşların açtığı dava sonucunda çevreye verdiği zarar nedeni ile zaten kapatma kararı verilmiş, 2005 yılında bu karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından onaylanmıştır.  Ancak yargı kararlarına rağmen bu santraller faaliyetlerine devam ediyorlar.   Bunun yanı sıra, Devlet Su İşleri’nin yasadışı faaliyet gösteren bu santrallere su tahsisini iptal etmesi için Muğla Su İnisiyatifi öncülüğünde Muğlalıların açtığı davanın da devam ettiğini belirtmek isteriz. 

Adı geçen  sendikalar ve termik santral işletmecileri hukuksuz faaliyetlerini çok iyi bilmelerine  rağmen, şimdi bir kez daha hukukun tanınmamasını, yargı kararına rağmen kömür sahalarının genişletilmesini talep ediyorlar.  Yıllardır faaliyetlerini Anayasaya ve yasalara aykırı olarak sürdüren işveren ve sendikalar, sanki kendilerine hukuksuz davranılıyormuş da bu yüzden şimdi işçilerin işten çıkarılması gündeme gelmiş gibi davranıyorlar.

Sendikaların yapması gereken, durumu işverene anlatıp, işçileri mağdur etmeyecek önlemlerin alınmasını sağlamaktır. Bu sorumluluk öncelikle termik santral işletmecisinindir ve santral işçilerini sahip olduğu diğer şirketlerde istihdam edebilir. Diğer yandan, iklim değişikliğinin baş sorumlusu olan termik santrallerin kapatılması uluslararası sözleşmeler gereğidir ve kapatma sürecinde santrallerde ve kömür tedarikinde çalışan işçilerinin mağdur edilmemesi için  bir adil geçiş sürecinin işletilmesi  merkezi hükümetin görevidir. Bu görev yerine getirilirken termik santrallere halkın vergileriyle oluşmuş bütçe kaynakları aktarılmamalıdır.

Muğla Su İnisiyatifi olarak, merkezi iktidarın tarım arazilerini, ormanları, biyolojik çeşitliliği, su havzalarını yok eden; toprağı, suyu, havayı zehirleyen, yaşam hakkı olan suyu yaşamı katleden  tesislere tahsis eden, iklimi değiştiren bu politikalardan vazgeçmesini; anayasal hukuk devleti gereği yargı kararlarını uygulamasını talep ediyoruz. Bu anlamda Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras'ın halkın talebi olan 'Kömürsüz Muğla' için  yapacağı her türlü idari ve hukuki girişimi desteklediğimizi kamuoyuna saygı ile duyururuz.

Muğla Su İnisiyatifi

Ekrem İmamoğlu’na Gözaltı Anayasa’nın Hiçe Sayılmasıdır


İstanbul Büyükşehir  Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptali sonrasında gözaltına alınması ve sonrasındaki iktidar uygulamaları kabul edilebilir  değildir. İmamoğlu’yla birlikte diploması  iptal edilenler arasında Sorbonne Üniversitesi’nde doktora yapmış bir profesör de yer almaktadır. 

Anayasa’da yer alan masumiyet karinesi, toplantı yürüyüş dahil bütün hakları ihlal eden iktidar uygulamasını protesto ediyoruz. İlk kez olmayan kararın hukukçu sayılanlar tarafından verilmesi vahim bir gelişmeye işaret etmektedir.

Kamuoyuna duyuruyoruz.

Muğla Su İnisiyatifi


BARGİLYA SULAK ALANI’NA DOLGU YAPILAMAZ! DOĞA TAHRİBATINA DERHAL SON VERİLSİN

  Kamuoyuna ve ilgili tüm kurumlara çağrımızdır: Bargilya Sulak Alanı’ndaki dolgu faaliyetleri derhal durdurulmalıdır! Muğla’nın Milas ilçes...